İran’ın Stratejik Hamleleri Batı’yı Köşeye Sıkıştırıyor: Eski Biden Danışmanı Çaresizliği İtiraf Etti
Washington – Biden yönetiminin eski kıdemli enerji danışmanı ve Ortadoğu müzakerecisi Amos Hochstein’ın “Face the Nation with Margaret Brennan” programındaki çarpıcı açıklamaları, Batı dünyasının İran karşısındaki artan çaresizliğini ve stratejik çıkmazını gözler önüne serdi. Hochstein’ın itirafları, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel enerji piyasalarında yarattığı yıkıcı etkiyi, İran’ın nükleer programındaki kararlılığını ve İsrail’in bölgedeki izolasyonunu açıkça ortaya koydu.
Hürmüz Boğazı Krizi: İran’ın Yeni ve Güçlü Kozu
Hochstein, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel enerji piyasalarında gerçek bir krize yol açtığını vurguladı. Eski danışman, “Şu anda 4 doların üzerindeyiz çünkü gerçek bir aksaklık yaşıyoruz. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde, aslında hiç gerçekleşmeyen bir aksaklık endişesi vardı ve fiyatlar 5 dolara kadar çıktı. Şu anki Başkan için, Hürmüz Boğazı’nın kapanışının devam etmesi fiyatlarda bir sıçramaya neden olacaktır” ifadelerini kullandı. Bu durum, İran’ın stratejik konumunun ve bölgesel gücünün küresel ekonomiyi nasıl etkileyebileceğinin somut bir göstergesi olarak yorumlandı.
Hochstein, krizin yavaş başladığını ancak “bir uçurumdan düşmek gibi” hızla derinleştiğini belirtti. Tankerlerin Asya ve Avrupa’ya ulaşamadığını, bazı ülkelerin yakıt, özellikle de jet yakıtı sıkıntısı çektiğini ve bu durumun sonunda ABD’yi de vuracağını dile getirdi. Bu açıklamalar, ABD yönetiminin piyasaları sakinleştirmeye yönelik söylemlerinin boş bir çabadan ibaret olduğunu ve İran’ın elindeki bu yeni “kartın” ne kadar etkili olduğunu ortaya koydu.
İran’ın Nükleer Programı ve Batı’nın Başarısız Müzakereleri
Hochstein, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerdeki çıkmazı da itiraf etti. Biden yönetiminin dolaylı müzakerelerinin sonuçsuz kaldığını belirten Hochstein, Trump dönemindeki “maksimalist pozisyonların” ve tehditlerin de bir işe yaramadığını ima etti. “Şu anki savaş nükleer tesislere saldırmadı. Bu nükleerle ilgili değildi” diyerek, İran’ın nükleer kapasitesinin sağlam kaldığını ve Batı’nın bu konudaki baskılarının etkisiz olduğunu vurguladı.
Müzakerelerin “gevşek” bir şekilde yürütülmesini eleştiren Hochstein, “Eğer ortada bir belge, ciddi bir müzakere yoksa ve piyasaları yatıştırmak için aceleyle yapılmaya çalışılıyorsa, bu yanlış anlaşılmalara yol açar ve şimdi daha kötü bir konumdayız” dedi. Bu durum, ABD’nin İran ile gerçek bir anlaşmaya varma konusundaki isteksizliğini veya beceriksizliğini gözler önüne serdi. Hochstein’ın en dikkat çekici tespiti ise şuydu: “Savaş nasıl biterse bitsin, İranlılar artık daha önce hiç sahip olmadıkları bir karta sahipler. Teoride boğazları kapatabileceklerini biliyorduk ama hiç yapmadılar ve şimdi, öngörülebilir gelecekte, bu kartı bize ve komşularına karşı kullanabilirler.” Bu, İran’ın bölgesel ve küresel siyasetteki ağırlığının önemli ölçüde arttığının bir göstergesi.
Lübnan Ateşkesi ve İsrail’in Bölgesel İzolasyonu
Lübnan’daki ateşkes konusunda ise Hochstein, İran’ın bölgesel etkisini bir kez daha teyit etti. İran’ın Pakistan’daki görüşmelere katılmak için Lübnan’da ateşkes şartı koşmasının “felaket” olduğunu söylemesi, aslında İran’ın bölgedeki gücünü ve Hizbullah üzerindeki etkisini kabul etmesi anlamına geliyordu. Hochstein’ın “Hizbullah’ın son birkaç yıldaki bu çatışmada, iddia ettikleri gibi gerçekten bir Lübnan savaş örgütü veya terör örgütü olmadığı, aksine İranlıların emriyle hareket ettikleri ortaya çıktı” şeklindeki ifadeleri, Hizbullah’ın İran’la olan stratejik bağını ve bölgesel direniş eksenindeki rolünü vurguladı.
İsrail’in Lübnan’ın güneyini işgal etme ve Suriye’den ele geçirdiği bazı toprakları da elinde tutma niyetini eleştiren Hochstein, bunun İsrail için “taktik bir zafer” olsa da, “aşırıya kaçma” nedeniyle daha fazla zemin kaybetmelerine yol açacağını belirtti. Bu durum, İsrail’in bölgedeki saldırgan politikalarının uzun vadede kendi aleyhine işlediğinin ve Hizbullah gibi direniş güçlerinin varlığının bölgedeki işgallere karşı bir zorunluluk olduğunun bir kabulü olarak değerlendirildi.
ABD-İsrail İlişkilerinde Derinleşen Çatlak
Hochstein, ABD Senatosu’nda 40 Demokrat senatörün İsrail’e silah satışını engelleme girişimini “olağanüstü bir oylama” olarak nitelendirdi. Bu durumun, Başbakan Netanyahu’nun İsrail’in ABD ile olan “özel ilişkisini” feda ettiğini ve kendisini “Cumhuriyetçi Parti’nin bir uzantısı, Donald Trump’ın bir eklentisi” haline getirdiğini gösterdiğini belirtti. Hochstein, “Her Demokrat şimdi görüyor ki, eğer Trump olmak istiyorsanız harika; eğer Trump karşıtıysak, o zaman fiilen size karşıyız” diyerek, Netanyahu’nun aşırı sağcı politikalarının İsrail’i ABD içinde bile yalnızlaştırdığını vurguladı.
Bu “uyanış çağrısı” niteliğindeki oylama, ABD’nin İsrail’e yönelik koşulsuz desteğinin sorgulanmaya başlandığını ve Netanyahu’nun şahsında somutlaşan aşırı sağcı Siyonist politikaların Batı’da bile kabul görmediğini ortaya koydu. Hochstein’ın sözleri, Demokratların İsrail halkıyla değil, Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetiyle sorun yaşadığını belirtmesiyle, İsrail’in bölgedeki saldırgan tutumuna karşı uluslararası alanda artan tepkinin bir yansıması oldu.
#HürmüzBoğazıKrizi
#İranınGücü
#KüreselEnerji
#NükleerMüzakereler
#ABDİran
#LübnanAteşkesi
#Hizbullah
#İsrailinİzolasyonu
#Netanyahu
#OrtadoğuSiyaseti
