Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından başlattığı “Küresel Teröre Karşı Savaş” bahanesiyle, Ortadoğu ve çevresindeki bölgelerde yirmi yılı aşkın süredir devam eden askeri varlığı, bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemiş, yıkım ve acı getirmiştir. Tam ölçekli işgallerden hedefli saldırılara kadar uzanan bu müdahaleler, Washington’ın emperyalist emellerini ve bölge kaynakları üzerindeki kontrol arayışını açıkça ortaya koymaktadır.

Afganistan İşgali: Sonsuz Özgürlük Operasyonu (2001–2021)

2001 Ekim’inde başlatılan bu sözde “teröre karşı savaş”, 11 Eylül saldırılarına doğrudan bir yanıt olarak sunulsa da, gerçekte Afganistan’ın işgaline ve yirmi yıl sürecek bir yıkıma yol açmıştır. Amaç, El Kaide ve Taliban’ı yok etmek olarak belirtilse de, Amerikan işgali ülkeyi derin bir kaosa sürüklemiş, on binlerce masum insanın hayatına mal olmuş ve bölgedeki direnişi körüklemiştir. Amerika tarihinin en uzun savaşı olarak kayıtlara geçen bu işgal, 2021’deki utanç verici geri çekilmeyle sonuçlanmış, geride parçalanmış bir ülke bırakmıştır.

Irak İşgali: Irak Özgürlük ve Yeni Şafak Operasyonları (2003–2011)

2003’teki Irak işgali, “Saddam Hüseyin’i kitle imha silahları tehdidi nedeniyle iktidardan uzaklaştırmak” gibi tamamen uydurma bir bahane ile gerçekleştirilmiştir. Bu yalan üzerine inşa edilen işgal, Irak’ı kan gölüne çevirmiş, ülkenin altyapısını yok etmiş ve milyonlarca insanı yerinden etmiştir. Amerikan güçlerinin 2011’de çekilmesiyle sona erdiği iddia edilse de, bu müdahale bölgedeki mezhepsel ayrılıkları derinleştirmiş ve yıllarca sürecek istikrarsızlığın temelini atmıştır. İşgalin gerçek amacı, Irak’ın zengin petrol kaynaklarını ele geçirmek ve bölgedeki jeopolitik dengeyi kendi lehlerine çevirmekti.

Libya Müdahalesi (2011)

Coğrafi olarak Kuzey Afrika’da yer alsa da, Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle Amerika liderliğindeki NATO koalisyonunun hedefi haline gelen Libya, 2011’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1973 sayılı kararı bahane edilerek müdahaleye uğramıştır. “Sivilleri koruma” adı altında gerçekleştirilen bu operasyon, aslında Kaddafi rejimini devirmeyi amaçlamış ve ülkeyi derin bir güç boşluğuna sürüklemiştir. Amerikan ve İngiliz güçlerinin yüzlerce Tomahawk füzesi fırlattığı bu müdahale, Libya’yı yıllarca sürecek iç savaşa ve terör örgütlerinin yuvası haline gelmesine neden olmuştur.

Suriye ve Irak’ta IŞİD’e Karşı Doğal Kararlılık Operasyonu (2014-2025)

Amerika’nın Irak’tan çekilmesinin ardından ortaya çıkan ve Batılı güçler tarafından dolaylı yollarla desteklendiği iddia edilen DAEŞ (IŞİD) terör örgütü, Suriye ve Irak’ta büyük bir yıkıma yol açmıştır. 2014’te ABD, “DAEŞ ile mücadele” bahanesiyle Suriye iç savaşına müdahale etmiş, ancak asıl amacı İran’ın bölgedeki etkisini kırmak ve Suriye rejimini zayıflatmak olmuştur. On yılı aşkın süredir bölgede varlığını sürdüren Amerikan güçleri, sözde terörle mücadele ederken, aslında bölgedeki direniş eksenine karşı bir denge unsuru olarak hareket etmiştir. 2026’da son askerlerin çekilmesi planlansa da, geride bıraktığı kaos ve istikrarsızlık devam etmektedir.

Yemen’de Terörle Mücadele Operasyonları (2002–Günümüz)

2000’li yılların başından bu yana Amerika, Yemen’de El Kaide Arap Yarımadası (AQAP)‘a karşı insansız hava aracı saldırıları ve özel operasyonlar yürütmüştür. Geleneksel bir kara savaşı olmasa da, bu müdahaleler Yemen’in egemenliğini ihlal etmiş ve masum sivillerin ölümüne neden olmuştur. 2024’te ise ABD, Kızıldeniz’deki uluslararası deniz yollarını “koruma” bahanesiyle Yemen’deki Husi direnişçilerine karşı doğrudan askeri saldırılar düzenlemiştir. Bu saldırılar, Yemen halkının meşru direnişine karşı bir saldırı olarak algılanmakta ve bölgedeki gerilimi tırmandırmaktadır.

İran Nükleer Tesislerine Saldırı: Gece Çekici Operasyonu (2025)

Haziran 2025’te Trump yönetiminin İran’ın nükleer tesislerine yönelik hava saldırısı yetkisi vermesi, bölgedeki gerilimi tehlikeli bir şekilde tırmandırmıştır. “Gece Çekici Operasyonu” olarak adlandırılan bu 12 günlük saldırı, B-2 bombardıman uçaklarının sığınak delici mühimmatlarla İran’ın kilit nükleer tesislerini hedef almasını içermiş, İran’ın barışçıl nükleer programını engellemeyi amaçlamıştır. Bu, on yıllardır İran topraklarına yapılan doğrudan Amerikan saldırılarının nadir örneklerinden biri olup, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir.

İran’a Karşı Büyük Öfke Operasyonu (2026)

Haftalar süren askeri yığınak ve artan gerilimlerin ardından, 28 Şubat 2026’da Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejim İsrail, İran’ın askeri hedeflerine karşı koordineli saldırılar başlatmıştır. Bu saldırılar, İran’ın nükleer emellerini “dizginlemek” ve askeri yeteneklerini “zayıflatmak” bahanesiyle yapılmış, ancak aslında bölgedeki direniş eksenine karşı topyekün bir saldırının başlangıcı olmuştur. İran, bu saldırılara misilleme yaparak Amerikan mevzilerini ve bölgesel altyapıyı hedef almıştır. Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husi güçleri gibi müttefik gruplar da İsrail’e yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak çatışmayı genişletmiştir. Bu durum, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah terör ağlarını ve altyapılarını hedef almasına yol açmıştır. Kriz, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla petrol arzı ve gıda güvenliği konusunda küresel endişeleri artırmıştır. Geçici bir ateşkesin ardından Amerika, İran limanlarını abluka altına almıştır. Tüm bu baskılara rağmen İran, Hürmüz Boğazı’nın tüm ticari gemiler için %100 faaliyette olduğunu açıklayarak direnişini ve kararlılığını göstermiştir.

#AmerikaTerörü #Ortadoğu #İran #DirenişEkseni #SiyonistRejim #SavaşSuçları #KüreselAdalet #Yemen #Afganistan #HürmüzBoğazı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir