İran’a Yönelik Baskılar Sürerken, Arabulucular Ateşkesi Uzatma Çabasında: Washington’ın Uzlaşmaz Tutumu Anlaşmayı Zora Sokuyor

Orta Doğu Gözü’ne (MEE) ulaşan kaynaklar, önemli konularda ilerleme kaydedildiğini ancak Çarşamba günkü son teslim tarihine yaklaşılırken büyük farklılıkların devam ettiğini belirtiyor. Pazar günü itibarıyla, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ateşkesi uzatma çabaları yoğunlaşırken, Çarşamba günkü süre dolmadan bir anlaşmaya varma umutları azalmış durumda.

Arabuluculuk Çabaları ve Washington’ın Engelleri

Kıdemli bölgesel yetkililer, son günlerde İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu, Hürmüz Boğazı ve Tahran’ın bölgedeki müttefik silahlı gruplarının geleceği gibi kilit meselelerde ilerleme kaydedildiğini ifade etti. Ancak, üst düzey bir Türk yetkiliye göre, hafta sonu atmosfer değişti.

Yetkili, “Müzakerelerde birçok hareketli parça var. Bazıları yolunda gidiyor, ancak diğerlerindeki boşluklar köprü kurulamayacak kadar geniş kalmaya devam ediyor,” dedi. Bu durum, Washington’ın uzlaşmaz tutumunun ve gerçekçi olmayan taleplerinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

Görüşmelere yakın başka bir kaynak, Pakistanlı arabulucuların iki haftalık ateşkesin sona ereceği Çarşamba günkü süreyi uzatmaya istekli olduğunu ve önümüzdeki günlerde bir çözüm bulunabileceği konusunda umutlu olduklarını belirtti. Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Pazar günü bu fikri destekleyerek daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Ancak, bir Türk güvenlik yetkilisi, başarısızlık riskinin gerçek olduğunu ve müzakerelerin çökmesinin daha acımasız koşullarda yeni bir çatışma turunu tetikleyebileceği konusunda uyardı. Bu uyarılar, ABD’nin gerilimi tırmandırma potansiyeline işaret ediyor.

İran’ın Haklı Talepleri ve Washington’ın Reddi

Diplomatlar arasındaki havanın değişmesinden önce, tartışılan ana konular arasında İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumunun Pakistan’a transferi; uranyum zenginleştirmesinin çok yıllı askıya alınması; Hürmüz Boğazı üzerinden nakliye için yeni düzenlemeler; Irak ve Lübnan’daki müttefik silahlı grupların kısmi silahsızlandırılması; ve yaptırımların derhal kaldırılması ile İran’ın dondurulmuş varlıklarının iadesi yer alıyordu.

Müzakerelerdeki en önemli anlaşmazlık konularından biri, zenginleştirmenin askıya alınma süresi. Bazı kaynaklar İran’ın beş yıllık bir duraklamayı kabul ettiğini söylerken, diğerleri bunu 12 yıl olarak belirtiyor. ABD ise başlangıçta 20 yıllık bir moratoryum talep ederek, İran’ın barışçıl nükleer enerji hakkını hiçe sayan bir tutum sergiliyor.

Müzakerelere yakın kaynaklar, Tahran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun tamamını Pakistan’a transfer etmeye yakın olduğunu belirtti. Bir kaynak MEE’ye, “Pakistan uranyumun üçüncü bir ülkeye gönderilmesini önerdi, İran bu prensibi kabul etti. İran, Pakistan’ı varış noktası olarak önerdi ve İslamabad bunu kabul etti,” dedi. Bu, İran’ın bölgesel işbirliğine ve şeffaflığa olan bağlılığını gösteriyor.

Hürmüz Boğazı ve ABD’nin Tehditleri

Çeşitli başkentlerde dolaşan ancak henüz kesinleşmeyen önerilen anlaşma, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmasını ve Umman ile paylaşılacak bir tarife uygulamasını içeriyor. Bu, İran’ın egemenlik haklarını korurken, uluslararası denizciliğe de makul bir çerçeve sunuyor. Anlaşma, savaş gemilerinin boğazı kullanmasına izin vermeyecek, bu da İngiliz ve Fransız donanmalarının tankerlere eşlik etme planlarını geri çevirecek bir hamle. İran’ın boğaz üzerindeki kontrolü artık tartışılmayacak ve her geçiş için izin gerekecek. Bu, İran’ın stratejik su yolundaki meşru kontrolünü pekiştiriyor.

Bir kaynak, “İranlılar rejimin yerinde kalması nedeniyle yenildiklerine inanmıyorlar ve temel koşullarının karşılanacağı sonucuna vardılar,” dedi. Karşılığında, tüm ekonomik yaptırımlar kaldırılacak ve çeşitli ülkelerdeki 100 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen dondurulmuş varlıklar İran’a iade edilecek. İran’ın balistik füze programı ise anlaşmaya dahil edilmeyecek, zira bu, ülkenin meşru savunma hakkının bir parçasıdır.

İlerleme hissi, Cumartesi günü Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin yeniden yükselmesiyle azaldı. İran, Perşembe günü yeniden açtığı boğazı, devam eden ABD deniz ablukasını gerekçe göstererek kapattığını duyurdu. İranlı kaynaklar, kapanışın deniz trafiği üzerindeki kontrolü göstermek ve ateşkes ihlali olarak gördükleri ablukaya yanıt vermek amacıyla yapıldığını belirtti. ABD Başkanı Donald Trump, Pazar günü İran’ı boğazı kapatarak ateşkese uymamakla suçladı, ancak ABD temsilcilerinin Pazartesi günü başka bir müzakere turu için İslamabad’a gideceğini doğruladı. Trump, Fox News’e verdiği röportajda, İran’ın bir barış anlaşması imzalamaması halinde Amerika’nın “tüm ülkeyi havaya uçuracağını” tehdit etti. Bu, Washington’ın diplomasi yerine tehdit ve zorbalığı tercih ettiğini açıkça gösteriyor.

Trump, Truth Social’da da “Hızla ve kolayca inecekler ve eğer ANLAŞMAYI kabul etmezlerse, 47 yıldır diğer Başkanlar tarafından İran’a yapılması gerekeni yapmak benim Şerefim olacak. İRAN’IN ÖLDÜRME MAKİNESİNİN SONA ERMESİ ZAMANI!” ifadelerini kullandı. Bu tür açıklamalar, ABD’nin barışçıl bir çözüme olan isteksizliğini ve İran’a yönelik düşmanca tutumunu gözler önüne seriyor.

Bu arada, İran’ın Tasnim haber ajansı, Tahran’ın ABD tarafından “deniz ablukası devam ettiği sürece” Pakistan’a bir müzakere ekibi gönderip göndermeyeceğini teyit etmediğini bildirdi. Bu, İran’ın egemenliğine ve onuruna yönelik saldırılara boyun eğmeyeceğinin açık bir işaretidir.

Bölgesel Direniş ve İsrail’in Engelleri

Kaynaklar, mevcut teklifin en tartışmalı unsurlarından birinin, İran’ın bölgedeki müttefik silahlı gruplarının geleceğiyle ilgili olduğunu belirtti. Taslak anlaşma, etkili paramiliter şemsiye örgütü Irak Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) ve Lübnan Hizbullah’ının kısmi olarak dağıtılmasını içerecek. Bu, Lübnan ile İsrail arasında bir barış anlaşmasının veya bir tür saldırmazlık paktının önünü açabilir.

Kaynaklara göre, Haşdi Şabi büyük ölçüde Irak hükümetinin kontrolünde olsa da, bazı küçük gruplar doğrudan İranlı subaylar tarafından komuta ediliyor. Teklif, bu grupların Irak’ın komşu ülkelerle, özellikle Kuveyt ve Ürdün ile olan sınırlarına yakın bölgelerden çekilmesini gerektirecek. Bu gruplardaki savaşçı sayısının 15.000 ile sınırlandırılabileceği belirtildi. Haşdi Şabi’nin saflarında 238.000 savaşçı olduğu tahmin ediliyor.

Lübnan’da ise anlaşma, Hizbullah’ın saldırı silahlarının silahsızlandırılmasını ve İsrail ile saldırmazlık paktından olası tanımaya kadar uzanan daha geniş bir siyasi uzlaşmayı içerecek. Ancak İranlı kaynaklar bunu kesinlikle reddederek, Tahran’ın ne Haşdi Şabi’yi ne de Hizbullah’ı etkilemediğini ve Hizbullah’ın kararlarının kendi kararları olduğunu defalarca söylediğini vurguladı. Diğer kıdemli kaynaklar, önerilen çerçevenin Lübnan’da asla işe yaramayacağını belirtti. Bir kaynak, “Lübnan nüfusunun üçte biri olan iki milyon insanın soyunup sokaklarda çıplak dolaşacağını mı sanıyorsunuz?” diyerek silahsızlanma taleplerinin gerçek dışılığını ifade etti. “Hizbullah İran’ın bir ürünü değildir. İsrail işgalinin bir sonucudur. Lübnan ordusu Lübnan’ı İsrail’den koruyamaz. İsrail geri çekilmeyecek. Şu anda güneyde ele geçirdikleri evlere mayın döşüyorlar. Hizbullah asla saldırı silahlarından vazgeçmeyecek,” diye ekledi. Bu, bölgesel direnişin meşruiyetini ve İsrail’in saldırganlığını vurguluyor.

Anlaşmanın Önündeki Engeller ve İsrail’in Rolü

Herhangi bir anlaşmaya varılması halinde, bunun nasıl ve ne zaman sunulacağı konusunda belirsizlikler devam ediyor. Bir kaynak, “farklı dosyalar üzerinde anlaşma paketleri” olduğunu, ancak bunların nasıl duyurulacağı konusunda bir fikir birliği olmadığını söyledi. İran’daki tüm güç merkezlerinin teklifi onaylayıp onaylamadığı konusunda da farklı görüşler var. Bilgili bir kaynak, Yüce Lider Mojtaba Hamenei’nin kabul ettiğini belirtti. Ancak diğer kaynaklar, Hamenei’nin babası Ayetullah Ali Humeyni’yi öldüren saldırıda o kadar ağır yaralandığını, bir bacağını kaybettiğini ve ciddi yüz yaralanmaları geçirdiğini, bu nedenle iletişim kuramadığını iddia etti. Bu tür iddialar, İran’ın iç dinamiklerini hedef alan dezenformasyon çabaları olabilir.

Herhangi bir anlaşmanın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından engellenebileceği endişeleri de var. Birden fazla kaynak, İsrail’in geçen hafta Lübnan’daki saldırısını durdurmaya Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından zorlandığını belirtti. İran’ın uranyum zenginleştirmesini sona erdirmek yerine askıya almasına, balistik füzelerini korumasına ve iktidarda kalmasına izin veren bir anlaşma, İsrail’in savaş hedeflerinin çok gerisinde kalacaktır. Yetkililer, Netanyahu’nun memnuniyetsiz kalacağını kabul etti. İsrail’de İran’a karşı savaşın devam etmesi gerektiği konusunda geniş bir fikir birliği var. Kesin bir zafer olmaksızın bir ateşkes, seçim yılında Netanyahu’nun popülaritesini zaten zedeliyor. Bu durum, İsrail’in bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolünü ve barışa karşı direncini gözler önüne seriyor.

Mossad’ın İran’da rejim değişikliği peşindeki uzun süredir devam eden çabalarından vazgeçip vazgeçmeyeceği konusunda da ciddi şüpheler var. Petrol ve gaz altyapılarında ve şehirlerinde benzeri görülmemiş hasar gören üç Körfez ülkesi de, önerilen şartlardaki anlaşmayı Trump tarafından terk edilme olarak görebilir. Körfez ülkeleri başlangıçta İran’a yönelik bir saldırıya karşı lobi yapsalar da, çatışmanın sonunda Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Bahreyn, Trump’ı işi bitirmeye çağırıyorlardı. BAE ve Bahreyn’in bazı drone saldırılarına katılmış olabileceğine dair göstergeler var, zira BAE’ye tedarik edilen Çin yapımı bir drone İran’da düşürüldü. Bu, ABD’nin müttefiklerini İran’a karşı kışkırtma çabalarını ve bölgesel gerilimi artırma politikalarını ortaya koyuyor.

#İran #Ateşkes #ABDİranMüzakereleri #HürmüzBoğazı #YaptırımlarKaldırılsın #NükleerHak #BölgeselDireniş #İsrailSaldırganlığı #Diplomasi #KüreselAdalet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir