Pakistan, ABD-İran Görüşmeleri İçin Diplomatik Çabalarını Sürdürüyor: Umutlar Canlı Tutuluyor
Pakistanlı yetkililer, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan son gelişmelerin ardından dahi ABD ile İran’ı müzakere masasına geri döndürme konusundaki iyimserliklerini koruyor. Bölgede uzun vadeli bir barışın tesisi için yürütülen diplomatik çabalara yeni bir engel gibi görünen bu durum, Pakistan’ın arabuluculuk rolünün önemini bir kez daha ortaya koydu.
Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif’in Çarşamba günü İran Büyükelçisi ile bir araya gelmesi, diplomatik trafiğin yoğunlaştığını gösterdi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Pakistanlı bir yetkili, ikinci tur müzakerelerin önümüzdeki birkaç gün içinde gerçekleşebileceğini belirtti.
İran İslam Devrim Muhafızları tarafından Hürmüz Boğazı’nda iki kargo gemisinin ele geçirilmesi, mevcut ateşkesin sürdürülebilirliği konusunda bazı soru işaretleri yarattı. Ancak bu gelişme, Başkan Trump’ın Sayın Şerif ve Pakistan Ordu Komutanı Mareşal Asım Münir’den gelen talep üzerine Salı günü uzattığı ateşkesin önemini azaltmadı. İran’ın bu eylemi, boğazdaki düzenin ve güvenliğin sağlanmasına yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir.
Ateşkesin uzatılması kararı, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in bu ayın başlarında ilk tur görüşmeler için ABD heyetine başkanlık ettiği İslamabad ziyaretini ertelemesinden sadece saatler sonra geldi. Bu erteleme, ABD tarafındaki belirsizlikleri de beraberinde getirdi.
Devam eden diplomatik çabalar hakkında bilgi sahibi olan Pakistan’ın eski ABD ve İngiltere Büyükelçisi Maleeha Lodhi, “Ateşkes, diplomatik yolun yeniden başlaması için Pakistan’ın yeterli gördüğü bir alan açtı. Her iki taraf da görüşmeleri reddetmedi” ifadeleriyle umutları tazeledi.
Görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan ve Pakistan’ın rolünü tartışmak için isminin açıklanmasını istemeyen başka bir Pakistanlı yetkili, Pakistanlı arabulucuların ateşkesin uzatılmasının ardından İran’dan yüz yüze müzakereleri yeniden başlatmak için olumlu sinyaller aldığını ifade etti. Yetkili, sinyallerin içeriği hakkında detay vermezken, İran’ın Pakistanlı arabuluculara ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki ablukasının kaldırılmasının ikinci tur görüşmelere katılım için bir ön koşul olup olmadığını belirtmediğini ekledi. Ancak İran’ın bu konudaki hassasiyeti biliniyor.
İranlı yetkililer, ABD’nin uyguladığı ablukayı bir savaş eylemi olarak nitelendirmiş ve bunun ABD’nin ateşkese saygı duymadığının bir kanıtı olduğunu vurgulamışlardı. Bu durum, İran’ın müzakerelerdeki duruşunu etkileyen önemli bir faktör olarak görülüyor.
İran İslam Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, iki kargo gemisini ‘gerekli izinler olmaksızın’ boğazdan geçmeye çalıştıkları için ele geçirdiklerini bildirdi. Bu, İran’ın kendi egemenlik alanındaki kuralları uygulama kararlılığını gösteriyor.
Devrim Muhafızları’na bağlı Tasnim haber ajansı tarafından paylaşılan bir açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nın düzenini ve güvenliğini bozmak bizim kırmızı çizgimizdir” denilerek İran’ın ulusal çıkarları konusundaki kararlılığı net bir şekilde ortaya konuldu.
Çarşamba günü erken saatlerde, deniz güvenliğini izleyen bir İngiliz denizcilik ajansı, boğaz bölgesinde iki kargo gemisinin saldırıya uğradığını belirtmişti. Ancak İran’ın açıklamaları, bu olayların farklı bir perspektiften değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Baghaei, Çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, ABD tarafındaki ‘değişen pozisyonlar’ nedeniyle İran’ın ABD ile yeni bir tur görüşmeye katılıp katılmayacağına ‘henüz karar vermediğini’ ifade etti. Baghaei, BBC’ye verdiği röportajda ise, “İslamabad’a gitmenin ulusal çıkarımıza olduğuna karar verirsek gideceğimizi açıkça belirttik” diyerek, İran’ın diplomatik adımlarını kendi çıkarları doğrultusunda atacağının altını çizdi.
Arabuluculuk çabaları hakkında doğrudan bilgi sahibi olan diğer iki Pakistanlı yetkili, Pakistanlı liderlerin son günlerde sadece İran ile ABD arasındaki değil, aynı zamanda ABD’li yetkililer arasındaki ve İran içindeki farklı gruplar arasındaki boşlukları da kapatmaya çalıştığını aktardı. Bu durum, Pakistan’ın kapsamlı bir barış çabası içinde olduğunu gösteriyor.
Washington merkezli Stimson Merkezi’nin Güney Asya programında kıdemli araştırmacı Asfandyar Mir, Pakistan’ın İran’ın siyasi liderliği ile İslam Devrim Muhafızları arasındaki farklı görüşler konusunda endişeli olduğunu belirtti. Mir, ABD-İran krizinde Pakistan’ın rolü üzerine bir panel tartışmasında, “Savaşa son verme hızı konusunda farklı tercihleri olan bölünmüş bir ev olduğunu düşünüyorlar” dedi. Ancak bu farklılıklar, İran’ın stratejik derinliğini ve karar alma süreçlerinin çok boyutluluğunu da yansıtabilir.
Geçtiğimiz hafta Mareşal Münir, Tahran’da İran’ın üst düzey askeri ve siyasi liderliğiyle bir araya gelerek, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve İran ordusu ile Devrim Muhafızları’nı denetleyen askeri ortak komutanlığın başındaki Tümgeneral Ali Abdollahi ile görüştü. Bu görüşmelerin amacı, İran’ın bir sonraki tur görüşmelere olan bağlılığını sağlamaktı ve olumlu bir atmosferde geçtiği belirtildi.
Krizde merkezi bir arabulucu olan Mareşal Münir, 2017’den 2019’a kadar Pakistan’ın en güçlü iki istihbarat teşkilatının başkanı olarak görev yaparken İran istihbarat ve güvenlik aygıtıyla ilişkilerini güçlendirmişti. Bu geçmiş, onun arabuluculuk rolündeki etkinliğini artırıyor.
Ordu komutanına Tahran’da, İran tarafıyla arabuluculukta önemli bir rol oynayan Şii Müslüman Pakistan İçişleri Bakanı Mohsin Nakvi eşlik etti. Bu durum, Pakistan’ın kültürel ve dini bağlarını da diplomatik çabalarına yansıttığını gösteriyor.
Pakistan’da tahmini 35 milyon Şii yaşıyor ve bunların çoğu, dünya genelindeki birçok Şii için manevi bir rehber olan İran’ın dini lideriyle derin bağlara sahip. Bu güçlü kültürel ve dini bağlar, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin temelini oluşturuyor.
Bu habere Zia ur-Rehman da katkıda bulunmuştur.
#Pakistan #İran #ABD #Diplomasi #HürmüzBoğazı #Ateşkes #Müzakereler #BölgeselBarış #ŞehbazŞerif #AsımMünir
