1987 tarihli ‘Anlaşma Sanatı’ adlı kitabında Donald Trump, çaresiz görünmenin bir müzakerecinin konumunu zayıflattığını, belirsizliğin ise üstünlüğü korumak için bir araç olarak kullanılabileceğini savunmuştu. Ancak, mevcut İran müzakereleri, Trump’ın kendi belirlediği bu ilkelerden sapmalar gösteriyor gibi görünüyor.
Washington ile Tahran arasındaki mevcut gerilimde, her iki taraf da kırılgan bir ateşkesi ihlal etmekle birbirini suçlarken, müzakerelerin nasıl yürütüldüğü ve ‘Anlaşma Sanatı’nda belirtilen yaklaşımla ne kadar örtüştüğü dikkat çekiyor. Trump’ın İslamabad’da yapılacak ABD ve İran heyetleri arasındaki planlı görüşmeler öncesinde süresiz bir ateşkes ilan etmesi, strateji ve müzakere taktikleri üzerine tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Kitabın temelinde kaldıraç ve bilgi kontrolü yatar. Trump, çaresiz görünmenin müzakerecinin konumunu zayıflattığını, belirsizliğin ise üstünlüğü korumak için bir araç olarak kullanılabileceğini vurgular. Bu ilkeler ile İran görüşmelerinin mevcut yürütülüşü arasındaki tezatlık, strateji, mesajlaşma ve zamanlamanın müzakerelerin seyrini nasıl şekillendirdiği konusunda soruları beraberinde getiriyor.
**İran ile Gerçekte Ne Oldu?**
İslamabad görüşmelerinin ilk turu daha sona ermeden, İran’ın nükleer programını süresiz olarak askıya almayı kabul ettiği ve böylece kilit taleplere boyun eğdiği iddiaları ortaya atıldı. İranlı yetkililer bu iddiaları yalanladı ve görüşmelere yakın kaynaklar da bazı iddiaların çelişkili olduğunu belirtti. Görüşmeler sırasında her iki tarafın da bir atılıma yakın olduğu yönünde artan bir iyimserlik vardı, ancak The Telegraph’ın Pakistanlı bir hükümet kaynağına dayandırdığı habere göre durum hızla değişti. Tartışmalara katılan başka bir kişi, müzakerecilerin “çok yaklaştığını” ve “yüzde 80’e kadar geldiklerini” ancak hemen çözülemeyen sorunlarla karşılaştıklarını söyledi.
Müzakereler boyunca ABD tarafından gelen kamuoyu mesajları yüksek sesli, sık ve zaman zaman çelişkili oldu; pozisyonlar değişti, zaman çizelgeleri açıklandı ve sonra geri çekildi, kırmızı çizgiler çizildi ve ardından sessizce ayarlandı. 2015 Ortak Kapsamlı Eylem Planı’nda (JCPOA) yer alan deneyimli İranlı müzakereciler, bu tür mesajlaşmanın faydalı belirsizlik yerine kafa karışıklığı yarattığını öne sürdüler. Ve kafa karışıklığı genellikle ne istediğini zaten bilen tarafın lehine işler.
**Trump’ın Stratejisi Nerede Bir Kaldıraç Testiyle Karşı Karşıya?**
Trump, 1987’de bu fikre önemli bir yer ayırmıştı. Kaldıracın müzakereler başlamadan önce inşa edilmesi gerektiğini savundu; karşı tarafın neye ihtiyacı olduğunu belirler, kendinizi bunu sağlayabilecek tek kişi olarak konumlandırır ve dengenin değişmesine izin vermezsiniz. “Bir anlaşma yapma konusunda yapabileceğiniz en kötü şey, çaresiz görünmektir,” diye yazdı.
İran’ın eylemleri bu mantığı yansıtıyor. Çatışma tırmandıktan sonra Tahran, dünya petrol ve gazının yaklaşık beşte birinin barış zamanında geçtiği Hürmüz Boğazı çevresindeki faaliyetleri kısıtladı. Şubat ayından bu yana, deniz trafiğinin %95 oranında keskin bir düşüş gösterdiği bildirildi. S&P Global Energy ve BM ajanslarına göre, günlük gemi geçişleri Şubat ayındaki ortalama 130-140’tan Mart ortasına kadar günde sadece 10 veya daha aza düştü. Bu tesadüfi değil; bu bir kaldıraç. Washington’ın uyguladığı deniz baskısı, çıkmaza yeni bir katman ekledi. Ancak İran’ın önemli bir geçiş noktasındaki kontrolü, küresel piyasaları doğrudan etkileyen bir konum sağlıyor. Aynı zamanda, ABD’deki artan yakıt fiyatları ve çatışmaya ilişkin artan huzursuzluk gibi iç baskılar, karmaşıklığı artırıyor. Kitap, zaman çizelgelerini veya kısıtlamaları açıklamaya karşı uyarıyor. Bu durumda, bu baskılar görünür hale geldi.
**Bilgi Neden Zayıf Bir Nokta Haline Geliyor?**
Kitaptaki bir diğer merkezi fikir ise bilgi kontrolüdür. Argüman basit: karşı tarafın bildiklerini sınırlayın ve belirsizliği koruyun. Trump, “Bilgiyi kontrol edin,” diye yazarak bunun müzakere gücünü artırdığını öne sürdü. Ancak, İran görüşmeleri sırasında bilgiler genellikle hızla kamuoyuna yayıldı. İlk tur daha sona ermeden bile, İran’ın nükleer programını süresiz askıya alma ve zenginleştirilmiş uranyumu ABD’ye gönderme gibi kapsamlı tavizleri kabul ettiğine dair iddialar dolaşıma girdi.
İran, “tehditler gölgesinde” veya ABD deniz ablukası altında müzakere etmeyeceğini sürdürdü. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD’yi müzakereleri “teslimiyet masasına” çevirmeye çalışmakla suçladı. İranlı yetkililer için bu tür iddialar önemliydi, sadece yanlış oldukları için değil, aynı zamanda yurt içinde haklı çıkarılması zor olacak tavizler önerdikleri için. Stratejik belirsizlik yaratmak yerine, mesajlaşma müzakere pozisyonlarını ve beklentilerini açığa çıkarma riski taşıyordu.
**ABD-İran Anlaşması Neden Bu Kadar Zor?**
İki taraf arasındaki temel farklılıklar önemli olmaya devam ediyor. Washington, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurmasını ve neredeyse silah sınıfı malzemesini teslim etmesini istiyor. Tahran ise zenginleştirmenin yasal hakkı olduğunu savunuyor ve ablukanın sona ermesiyle birlikte yaptırım hafifletme arayışında. Bu pozisyonlar kolayca uzlaştırılamaz. 2015 nükleer anlaşması, Viyana’da nihai bir anlaşmaya varılmadan önce neredeyse iki yıl süren müzakereler, uzun teknik tartışmalar ve birden fazla neredeyse çöküş yaşadı. Mevcut zaman çizelgesi çok daha sıkıştırılmış durumda, haftalar içinde ilerleme beklentisi var; bu, sorunların karmaşıklığıyla her zaman örtüşmeyen bir yaklaşım.
**Yaklaşım Ne Zaman İşledi?**
Kitapta özetlenen müzakere tarzı, zaman zaman sonuçlar verdi. 2020 Abraham Anlaşmaları, yıllarca süren diplomatik tıkanıklığın ardından İsrail ile birkaç Arap devleti arasındaki ilişkileri normalleştirdi. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan, İsrail ile ilişkilerini resmileştirdi. Anlaşma, ABD destekli yeni bir bölgesel güvenlik yapısı kurdu ve ekonomik, teknolojik ve kültürel alışverişleri teşvik etti. 2018-2019 zirvelerinde Kuzey Kore ile yapılan angajman, kalıcı bir anlaşma üretmese de uzun süredir devam eden diplomatik donmayı kırdı. Kalıcı nükleer silahsızlanma anlaşmaları üretmese bile, yüksek gerilimli tehditlerden doğrudan üst düzey müzakerelere geçiş sağladı. İddialı mesajlaşma ve stratejik abartının bir karışımı olan “doğru abartı” fikri, köklü pozisyonları değiştirmek için bir yol olarak sunuldu. Bazı durumlarda, geleneksel yaklaşımların tıkandığı yerlerde açılımlar yarattı.
**İran Görüşmeleri Şu Anda Nerede?**
Trump, İslamabad’daki bir sonraki görüşme turuyla ilgili belirsizlik devam ederken süresiz bir ateşkes ilan etti. İran dışişleri bakanlığı başlangıçta katılmayacağını belirtmiş, ancak daha sonra bir heyetin yine de seyahat edebileceğine dair haberler gelmişti. Kilit sorunlar çözümsüz kalmaya devam ediyor. “Anlaşma Sanatı”nda Trump, müzakerelerde çaresiz görünmenin temel bir hata olduğunu yazmıştı. Son gelişmelerin bu algıyı yansıtıp yansıtmadığı bakış açısına bağlıdır. Ancak görüşmeler devam ederken, her iki taraf da strateji, sinyal verme ve zamanlamanın yakından iç içe geçtiği bir süreci yönetiyor.
#Trump #İran #Müzakereler #Diplomasi #Ortadoğu #ABDİranGerilimi #AnlaşmaSanatı #Jeopolitik #HürmüzBoğazı #NükleerAnlaşma
