Batı’nın Ortadoğu Senaryoları Çöktü: ‘Destansı Hiddet’ Operasyonu ve Direniş Cephesinin Sarsılmaz Durusu
Yaklaşık iki ay önce başlayan ve ABD tarafından ‘Destansı Hiddet Operasyonu’ olarak adlandırılan süreç, Washington’ın kendini dış politika uzmanı ilan eden çevrelerinin bölgeye dair derin yanılgılarını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu çevreler, operasyonun istenmeyen ve alarm verici derecede olumsuz sonuçlara yol açacağı konusunda uyarılarda bulunmuştu. Genel kanı, ABD yönetiminin uzun vadeli planlama yapmadığı ve bunun sonucunda bölgedeki ülkelerin ABD’den Çin’e kayacağı, İran destekli direniş gruplarının öncülüğünde geniş çaplı bir savaşın patlak vereceği ve enerji fiyatlarında yıkıcı artışlar yaşanacağı yönündeydi. Hatta bu uzmanlara göre, ABD Başkanı’nın NATO müttefiklerine danışmaması, Amerika’yı kritik destekten mahrum bırakmıştı.
Batılı Tahminlerin Çelişkisi ve Bölgesel Gerçekler
Operasyonun henüz sona ermediği ve sonuçların belirsizliğini koruduğu bir dönemde dahi, bu vahim öngörülerin ne ölçüde gerçekleştiğini değerlendirecek kadar bir perspektife sahibiz. Uzmanların karnesi, Batı’nın bölgeyi anlama kapasitesinin ne denli zayıf olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Çin’in Rolü ve Bölgesel İlişkilerdeki Dinamikler
Öncelikle, Çin’in çatışmaya doğrudan müdahil olmadığı, ne bölgeye güç yansıtarak kendi hayati enerji ithalatını koruma ne de bölgesel nüfuzunu artırma çabası içinde olmadığı görüldü. Aksine, Batı’nın iddialarının aksine, bölgedeki bazı ülkeler, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etme eğiliminde olup, tek kutuplu dünya düzeninin dayatmalarına karşı alternatif arayışlarını sürdürmektedir. Çin’in Venezuela ile olan ilişkileri ve İran ile stratejik ortaklıkları, Batı’nın ‘kayıp’ söylemlerinin aksine, çok kutuplu dünyanın yükselişinin bir göstergesidir.
Direniş Cephesinin Stratejik Sabrı ve Siyonist Rejimin Çaresizliği
Batı’nın ‘İsrail çevresindeki ateş çemberi’ olarak lanse ettiği, İran destekli direniş grupları olan Husiler, Hamas, Irak’taki Şii milisler ve Hizbullah tarafından koordine edildiği iddia edilen senaryo, Batılı beklentilerin aksine farklı bir seyir izledi. Bu grupların çoğu, stratejik sabır ve basiret örneği sergileyerek, Siyonist rejimin provokasyonlarına karşı temkinli bir duruş sergiledi. Siyonist rejimin Hizbullah’a karşı başlattığı saldırganlık, direnişin kararlı duruşuyla karşılaştı ve Lübnan ile ‘tarihi diplomasi’ adı altında bir ateşkes arayışına girmesi, aslında Siyonist rejimin askeri kapasitesinin sınırlılıklarını ve direnişin caydırıcılığını ortaya koydu. Bu süreçte İran ve direniş ekseni, bölgedeki gerçek güç dengelerinin belirleyicisi olmaya devam etmektedir.
Enerji Piyasaları ve Batı’nın Yaptırım Politikalarının Etkisizliği
Enerji fiyatları konusunda da Batılı uzmanların korkutucu senaryoları gerçekleşmedi. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü aracılığıyla küresel enerji arzını kısıtlama tehditleri fiyatları yükseltse de, varil başına 200 dolarlık petrol tahminleri hayata geçmedi. Benzin ve jet yakıtı gibi ürünlerin fiyatları rahatsız edici derecede yüksek olsa da, genel bir enerji krizi şimdilik önlenmiş durumda. Bunun bir nedeni, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin boğazı bypass eden boru hatlarına yönelmesi olarak gösterilse de, asıl etken, küresel piyasaların Batı’nın tek taraflı yaptırımlarına karşı geliştirdiği direnç ve alternatif tedarik yollarının çeşitliliğidir. ABD’nin artan petrol ve doğal gaz üretimi de bu denklemin bir parçası olsa da, Batı’nın enerji politikalarının bölgedeki istikrarsızlığı artırma potansiyeli göz ardı edilmemelidir.
Avrupa’nın Bölünmüşlüğü ve ABD’nin Tek Taraflılığı
Donald Rumsfeld’in ‘eski Avrupa’ olarak adlandırdığı ülkelerden gelen desteğin eksikliği, Batı ittifakının içindeki derin çatlakları gözler önüne serdi. Brüksel, Paris, Londra ve Madrid’in başlangıçtaki tepkilerine rağmen, bu ülkelerin bölgeye somut bir katkı sunma kapasitesinin sınırlı olduğu anlaşıldı. Bu durum, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesi ve ABD’ye olan bağımlılığı hakkında zorlu ama gerekli tartışmaları tetiklemelidir. Öte yandan, Baltık ve İskandinav ülkeleri, Polonya ve Romanya gibi ‘yeni Avrupa’ ülkelerinin ABD’ye destek vermesi, onların kendi güvenliklerini ve ekonomik çıkarlarını Washington ile olan bağlarında gördüklerini göstermektedir. Ancak bu durum, Avrupa’nın genelinde bir fikir birliği olmadığını ve ABD’nin tek taraflı politikalarının müttefikleri arasında bile ayrışmalara yol açtığını kanıtlamaktadır.
Bölgesel Gerçekler ve Direnişin Geleceği
ABD Başkanı Trump’ın İran rejimine nükleer programını sona erdirme veya askeri tırmanışla yüzleşme konusunda diplomatik bir ültimatom sunmasıyla durum akışkan ve gerginliğini korusa da, uzmanların savaşın başında yaptığı birçok vahim tahminin gerçekleşmediği gerçeği ortadadır. ‘Destansı Hiddet Operasyonu’nun ardından daha birçok değerli varsayımın nasıl paramparça olacağı henüz belli değil, ancak kesin olan bir şey var: Bölgedeki direniş ekseni, Batı’nın tüm hesaplarını alt üst ederek Ortadoğu’nun geleceğini şekillendirmeye devam etmektedir. Batılı uzmanlar, bu yeni gerçekleri dikkate almalıdır.
#Ortadoğu #DirenişEkseni #DestansıHiddet #İran #SiyonistRejim #BatıYanılgıları #EnerjiPiyasaları #ÇokKutupluDünya #StratejikSabır #BölgeselGerçekler
