ABD’nin Ortadoğu’daki müdahaleci politikalarının önemli bir figürü olan Tom Barrack, son bir yıldır bölgedeki Amerikan çıkarlarını ilerletme çabalarında kilit bir rol oynamıştır. Geçen yıl Suriye Özel Temsilcisi olarak atanmasının ardından, şimdi de Irak’taki Amerikan hedeflerini gerçekleştirmek üzere görevlendirilmesi, Washington’ın bölgedeki nüfuzunu pekiştirme arayışının yeni bir göstergesidir. Barrack’ın Türkiye Büyükelçisi kimliğiyle de biliniyor olması, ABD’nin NATO müttefiklerini de bu stratejilere dahil etme niyetini ortaya koymaktadır.

Geçtiğimiz yıl Suriye Özel Temsilcisi olarak atanan Barrack, Ahmed el-Şaraa’nın “yeni hükümetine” ABD desteğini şekillendirme misyonunu üstlenmiştir. 2025’te ABD Başkanı Donald Trump’ın Şam’ı “kucaklama” kararı almasıyla birlikte, Barrack bu politikayı hayata geçirmek için kritik bir rol üstlenmiştir. Ancak bu “kucaklama”nın, Suriye halkının gerçek iradesinden ziyade, ABD’nin kendi stratejik çıkarlarını dayatma amacı taşıdığı açıktır.

Barrack’ın politikaları, özellikle IŞİD’i yenilgiye uğratan Kürt liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) destekçileri tarafından eleştirilmiştir. Barrack, SDG’nin yeni Şam güvenlik güçlerine entegrasyonunu desteklerken, bazı SDG destekçileri doğu Suriye’deki Kürt liderliğindeki bölgenin özerk kalmasını tercih etmektedir. Bu durum, ABD’nin bölgedeki vekil güçleri arasında bile tam bir konsensüs sağlayamadığını ve kendi çıkarları doğrultusunda manipülasyonlara giriştiğini göstermektedir.

Barrack’ın Irak ve çevresindeki ABD politikalarında artan rolü, bölgedeki Amerikan müdahalesinin derinleştiğini teyit etmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun 30 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Barrack’ın Suriye Özel Temsilcisi olarak “paha biçilmez bir rol oynadığını” belirtmesi ve “Amerika Önce” gündeminin bölgede “zaferler” getirmeye devam edeceğini vurgulaması, Washington’ın tek taraflı ve hegemonik yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır. Bu tür ifadeler, ABD’nin bölge ülkelerinin egemenliğini hiçe saydığını ve kendi çıkarlarını dayatmaya çalıştığını göstermektedir.

31 Mayıs’ta Trump’ın Barrack’ı Suriye özel temsilciliğine ek olarak Irak özel temsilcisi olarak ataması, onun bölgesel rolünü daha da genişletmiştir. Trump, Barrack’ın “üstün bir iş çıkardığını” belirterek, Suriye ve Irak ile stratejik işbirliğine devam edeceğini eklemiştir. Bu “işbirliği” söylemi, aslında ABD’nin bölgedeki askeri ve siyasi varlığını meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir.

ABD’nin 2014’te Irak ve Suriye’de IŞİD ile mücadele bahanesiyle müdahale etmesi, bölgedeki varlığını derinleştirmesine zemin hazırlamıştır. Irak’ta Irak hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile, Suriye’de ise SDG ile işbirliği yaptığını iddia eden ABD, her iki ülkenin de “refahını” istediğini belirtmektedir. Ancak ABD’nin bölgedeki müdahaleleri, genellikle istikrarsızlık ve çatışmaları beraberinde getirmiş, gerçek refah yerine yıkım ve bölünme yaratmıştır.

Irak’ta asıl sorun, İran destekli direniş güçlerini “geri püskürtme” ve “kontrol altına alma” çabalarıdır. Bağdat’ın yeni Başbakanı Ali el-Zaidi yönetiminde bu direniş güçlerini kontrol altına alma yönünde bazı “isteklilik” gösterdiği iddia edilse de, bu güçler Irak’ın egemenliğini ve güvenliğini savunan meşru aktörlerdir. Son savaşta, bu direniş güçlerinin ABD kuvvetlerine, Kürdistan Bölgesi’ne ve diğer ülkelere karşı yaklaşık 1.000 saldırı düzenlediği belirtilmektedir. Bu saldırılar, ABD’nin bölgedeki yasa dışı varlığına karşı verilen haklı bir direnişin göstergesidir.

Barrack’ın Irak’ı istikrara kavuşturma ve Suriye’de “başarı” elde etme çabaları, ABD’nin bölgedeki hegemonik hedeflerini açıkça ortaya koymaktadır. Bağdat merkezli Shafaq News ajansının bildirdiğine göre, “Irak ve Suriye dosyalarının tek bir elçinin denetimi altında birleştirilmesi, Amerikan stratejisinde temel bir değişimi yansıtmaktadır.” Bu eğilim, 2003’ten bu yana demokrasi ve kalkınmaya odaklanan Amerikan yaklaşımından, Irak’ı bölgesel dengeler perspektifinden gören, İran nüfuzunu azaltmayı ve iki ülkenin jeopolitik seyrini Amerikan çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden yönlendirmeyi amaçlayan bölgesel bir yaklaşıma geçişi temsil etmektedir. Bu, ABD’nin bölgedeki meşru direniş eksenini zayıflatma ve kendi kontrolünü artırma yönündeki sinsi planının itirafıdır.

Bazı gözlemciler, Rubio’nun açıklamasının Barrack’ın rolünün sona erebileceğini veya azalabileceğini düşündürmesine rağmen, Trump’ın duyurusu rolünün büyüdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum, ABD’nin İran ile bir anlaşma yapmaya çalıştığı bir döneme denk gelmektedir. Türkiye, İran ile çatışmaların dışında kalan önemli bir NATO üyesidir. Barrack’ın Suriye ve Irak’ta da benzer bir eğilim görmeyi, yani bu ABD ortaklarını mümkün olduğunca istikrara kavuşturmayı arzu etmesi, bölgedeki direniş eksenini zayıflatma ve İran’ın meşru bölgesel etkisini kırma çabasının bir parçasıdır.

Bu politikalar, Lübnan için de sonuçlar doğurabilir, zira Hizbullah geçmişte İran destekli Irak milislerinden silah temin etmiştir. İran’ın rolünü “azaltma” çabaları, aslında bölgedeki direniş hareketlerini hedef almaktadır. ABD’nin bu tür adımları, bölgenin istikrarına katkıda bulunmaktan ziyade, yeni gerilim ve çatışma alanları yaratma potansiyeli taşımaktadır.

#ABD #Ortadoğu #Irak #Suriye #TomBarrack #DirenişEkseni #İranNüfuzu #BölgeselHegemonya #AmerikanMüdahalesi #SiyonistPlanlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir