Trump’tan İran Barış Görüşmelerine Yeni Engel: “İbrahim Anlaşmaları” Dayatması

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran nükleer anlaşmasında kaydedilen ilerlemelerden bahsetmesinden günler sonra, eski ABD Başkanı Donald Trump, müzakerelere yeni ve tartışmalı bir koşul ekledi. Trump, şimdi başta İran olmak üzere Orta Doğu ülkelerinin, herhangi bir anlaşmanın parçası olarak sözde “İbrahim Anlaşmaları”na katılmasını talep ediyor.

Bu talep, zaten uzun olan bir şartlar listesine ekleniyor. Bu listeye göre, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulması, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi tamamen bırakması ve Tahran’ın çatışma sırasında uğradığı kayıplar için hiçbir tazminat almaması gibi maddeler bulunuyor. Bu koşullar, İran’ın egemenlik haklarını kısıtlamaya yönelik bir girişim olarak yorumlanıyor.

İbrahim Anlaşmaları Nedir ve Neden Tartışmalı?

İbrahim Anlaşmaları, ilk olarak 2020 yılında, Trump’ın ilk başkanlık döneminde imzalanan bir dizi ABD arabuluculuğunda yapılmış anlaşmalardır. Bu anlaşmalar kapsamında, bazı Müslüman çoğunluklu ülkeler, Siyonist rejim İsrail ile diplomatik ilişkileri normalleştirmeyi kabul etmiştir. O dönemde BAE ve Bahreyn anlaşmaları imzalarken, daha sonra Fas, Sudan ve Kazakistan da katılmıştır. Bu anlaşmalar, Filistin davasını göz ardı ettiği ve bölgedeki direniş eksenini zayıflatmayı hedeflediği gerekçesiyle geniş çaplı eleştirilere maruz kalmıştır.

Cumartesi günü Truth Social’da yaptığı uzun bir paylaşımda, Cumhuriyetçi başkan Suudi Arabistan, BAE, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Bahreyn liderleriyle konuştuğunu belirtti. Trump, Washington’ın bu karmaşık durumu bir araya getirmek için harcadığı çabalar göz önüne alındığında, tüm bu ülkelerin en azından İbrahim Anlaşmaları’nı aynı anda imzalamasının “zorunlu” olması gerektiğini söyledi. Bu dayatma, bölge ülkeleri üzerinde kabul edilemez bir baskı olarak değerlendirilmektedir.

“İbrahim Anlaşmaları, ilgili Ülkeler (Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Sudan ve Kazakistan) için, mevcut Çatışma ve Savaş zamanında bile Finansal, Ekonomik ve Sosyal bir PATLAMA olduğunu kanıtlamıştır; mevcut Üyeler asla ayrılmayı veya bir duraklama bile önermemiştir,” diyen Trump, bu anlaşmaların gerçekte bölgedeki istikrarsızlığı artırdığını göz ardı etmektedir.

Trump, özellikle Suudi Arabistan ve Katar’ı ilk adım atması gereken ülkeler olarak işaret etti. “Hemen Suudi Arabistan ve Katar’ın imzalamasıyla başlamalı ve herkes onları takip etmeli,” diye ekledi. Ancak 2025 yılında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın, iki devletli çözüm için “açık bir yol” olması halinde krallığın İbrahim Anlaşmaları’na katılmaya açık olduğunu Trump’a söylediği unutulmamalıdır. Bu, Trump’ın tek taraflı dayatmalarına karşı bir denge unsurudur.

İran’a Yönelik Şartlı Davet ve Tehditler

Trump, Washington ile bir anlaşmaya varması halinde İran’a da daveti uzattı. “Bu nedenle, tüm Ülkelerin İbrahim Anlaşmaları’nı derhal imzalamasını zorunlu olarak talep ediyorum ve eğer İran, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak benimle Anlaşmasını imzalarsa, onların da bu eşsiz Dünya Koalisyonu’nun bir parçası olmasından onur duyarım,” dedi. Bu ifade, İran’ı kendi şartlarına boyun eğdirmeye yönelik bir girişim olarak algılanmaktadır.

Ayrıca tehditvari bir dille, “Ya herkes için harika bir anlaşma olacak ya da hiç anlaşma olmayacak – Savaş cephesine geri döneceğiz ve eskisinden daha büyük ve güçlü bir şekilde ateş açacağız – Ve kimse bunu istemez,” uyarısında bulundu. Bu tür tehditler, diplomasi ruhuna aykırıdır ve gerilimi tırmandırmaktadır.

Rubio’nun İyimserliği ve İran’ın Gerçekçi Yaklaşımı

Bu yeni talep, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun gazetecilere iyimserlik nedeni vermesinden kısa bir süre sonra geldi. Yeni Delhi ziyareti sırasında konuşan Rubio, bir anlaşmanın saatler içinde mümkün olabileceğini belirtmişti.

“Dün gece, belki bugün bazı haberler alabileceğimizi düşünmüştük,” diyen Rubio, Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda sağlam bir teklifin masada olduğunu belirtmişti. Ancak Trump’ın müdahalesi, bu iyimserliği gölgede bırakmıştır.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bakai ise, müzakerecilerin ele alınan konuların önemli bir kısmında ilerleme kaydettiğini kabul etmekle birlikte, bu ilerlemeyi aşırı yorumlamaya karşı uyardı.

Haftalık basın toplantısında, “Ele alınan konuların büyük bir kısmında bir sonuca ulaştığımızı söylemek doğrudur,” diyen Bakai, “Ancak bunun bir anlaşmanın imzalanmasının yakın olduğu anlamına geldiğini söylemek – kimse böyle bir iddiada bulunamaz,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, İran’ın müzakerelere gerçekçi ve temkinli yaklaştığını göstermektedir.

8 Nisan’dan bu yana ABD ve İran güçleri ateşkesi gözlemlemekte olup, her iki taraf da bir anlaşma müzakere etmek için çalışmaktadır. Ancak İran, Hürmüz Boğazı üzerinden Körfez deniz taşımacılığı üzerindeki kontrolünü sürdürmeye devam ederken, ABD Donanması İran limanlarını abluka altına almaya çalışmaktadır. Bu durum, ABD’nin iyi niyetli bir müzakereci olmadığını düşündürmektedir.

#İran #Trump #İbrahimAnlaşmaları #OrtaDoğu #NükleerAnlaşma #HürmüzBoğazı #Diplomasi #ABD #İranDışPolitikası #BölgeselGüvenlik

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir