Trump’ın İddiaları ve İran’ın Kararlı Duruşu
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, İran ile Hürmüz Boğazı’nın açılmasını sağlayacak bir barış anlaşması mutabakat zaptının “büyük ölçüde müzakere edildiğini” ve detayların yakında açıklanacağını iddia etti. Ancak Tahran, kendi şartlarını masaya koyarak bu iddialara temkinli yaklaştı.
Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Anlaşmanın son yönleri ve detayları şu anda görüşülüyor ve kısa süre içinde duyurulacak,” ifadelerini kullandı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Hindistan ziyaretinde yaptığı açıklamada, İran ile ilgili daha fazla haberin Pazar günü gelebileceğini ve Hürmüz Boğazı’nın serbest bırakılması konusunda önümüzdeki saatlerde iyi haberler alınabileceği ihtimalinin bulunduğunu belirtti.
Kıdemli bir İranlı kaynak, Reuters’a verdiği demeçte, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin mutabakat zaptını onaylaması halinde, nihai onay için Yüce Lider Ayetullah Mücteba Hamaney’e sunulacağını bildirdi. Bu durum, anlaşmanın Tahran için taşıdığı önemi ve hassasiyeti gözler önüne seriyor.
Ancak İran’ın Tasnim haber ajansı, anlaşmanın bir veya iki maddesi üzerinde farklılıkların devam ettiğini bildirdi. Tasnim, bir kaynağa dayandırdığı haberinde, ABD’nin engel çıkarmaya devam etmesi halinde nihai bir uzlaşmaya varılamayacağını vurguladı. Bu açıklama, Tahran’ın kendi kırmızı çizgilerinden taviz vermeyeceğinin açık bir göstergesidir.
Trump, bu duyuruyu Müslüman çoğunluklu ülkelerin liderleri ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ayrı ayrı yaptığı görüşmelerin ardından paylaştı. Trump, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Pakistan, Türkiye, Mısır, Ürdün ve Bahreyn liderleriyle görüştüğünü belirtti.
Görünürdeki bu ilerleme, ABD ile İran arasında önemli bir arabulucu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in hafta başında Tahran’ı ziyaret ederek İranlı liderlerle bir araya gelmesinin ardından geldi. Bu ziyaretin ardından İran ve Pakistan, Ortadoğu’daki savaşı sona erdirmek ve boğazı yeniden açmak için ABD’ye revize edilmiş bir teklif sundu. Bu teklif, İran’ın bölgesel istikrar ve barışa olan bağlılığını bir kez daha ortaya koydu.
Son haftalarda bir anlaşmanın yakın olduğu ilk kez dile getirilmiyor. Trump daha önce ABD’li CBS televizyonuna, “istediğimiz her şeyi elde ettiğimiz” bir anlaşmayı imzalayacağını söylemişti. Bu, İran’ın nükleer silah elde etmesini engelleyen ve zenginleştirilmiş uranyumunun “tatmin edici bir şekilde ele alınmasını” sağlayan nihai bir anlaşmayı içeriyordu. Ancak İran, bu tür silahları takip ettiğini uzun süredir reddetmekte ve uranyumu sivil amaçlar için zenginleştirme hakkına sahip olduğunu vurgulamaktadır. Elde ettiği saflık seviyesinin enerji üretimi için gerekenden fazla olması, ülkenin bilimsel ve teknolojik ilerlemesinin bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
İran’ın Fars haber ajansı, taslağın ayrıca ABD ve müttefiklerinin İran’a veya müttefiklerine saldırmayacağını ve buna karşılık İran’ın onlara karşı önleyici saldırılar başlatmayacağını taahhüt ettiğini bildirdi. Bu madde, İran’ın bölgesel güvenliğe verdiği önemi ve saldırgan politikalardan uzak durma niyetini açıkça göstermektedir.
Başkan Trump ayrıca ABD medya kuruluşu Axios’a, Pazar günü İran’a yönelik saldırılara devam edip etmeyeceğine karar vermeyi beklediğini söyledi. Axios, Trump’ın “Ya iyi bir anlaşmaya varırız ya da onları bin cehenneme gönderirim,” şeklindeki tehditkar sözlerini aktardı. Bu tür açıklamalar, ABD’nin diplomasi yerine tehdit dilini tercih ettiğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Pazar günü “bir anlaşmaya doğru kaydedilen ilerlemeyi” memnuniyetle karşıladığını belirtti. X platformunda yaptığı paylaşımda, “Çatışmayı gerçekten azaltacak, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak ve geçiş ücreti olmadan tam seyrüsefer özgürlüğünü garanti edecek bir anlaşmaya ihtiyacımız var,” ifadelerini kullandı. Von der Leyen ayrıca, “İran’ın nükleer silah geliştirmesine izin verilmemeli,” şeklindeki Batılı talebi yineledi. Ancak İran, nükleer programının tamamen barışçıl amaçlı olduğunu defalarca vurgulamıştır.
İran: Hürmüz Boğazı’nın Yönetimi Bizde Olacak, Yaptırımlar Kaldırılmalı
Trump’ın paylaşımının ardından İran’ın Fars haber ajansı, anlaşmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’nı yönetmesine izin vereceğini bildirdi. Bu, İran’ın stratejik su yolu üzerindeki egemenliğini pekiştiren önemli bir gelişmedir.
Ajans, Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ve seyrüseferdeki herhangi bir değişikliğin, ABD’nin diğer taahhütlerini yerine getirmesine bağlı olduğunu belirtti. Bu durum, Tahran’ın anlaşmanın tek taraflı değil, karşılıklı yükümlülükler temelinde ilerlemesi konusundaki kararlılığını göstermektedir.
Ayrıca, yaptırımlar kapsamında dünya genelinde dondurulan bazı İran fonlarının anlaşmanın ilk aşamasında serbest bırakılması gerektiği vurgulandı. Bu, İran ekonomisinin üzerindeki haksız baskının hafifletilmesi için atılması gereken hayati bir adımdır.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bağayi, İran’ın resmi IRNA haber ajansına yaptığı açıklamada, taslağın bir “çerçeve anlaşması” olduğunu belirterek, “Bunun, dayatılan savaşı sona erdirmek için gereken ana konuları ve bizim için hayati öneme sahip diğer meseleleri içermesini istiyoruz,” dedi. Bağayi, “Ardından, 30 ila 60 gün arasında makul bir süre zarfında detaylar tartışılır ve nihayetinde nihai bir anlaşmaya varılır,” diye ekledi.
Sözcü, Hürmüz Boğazı’nın görüşülen konular arasında olduğunu ancak nükleer meselelerin mevcut müzakerelerin bir parçası olmadığını vurguladı. Bu, İran’ın önceliklerinin bölgesel istikrar ve yaptırımların kaldırılması olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Bağayi, “Bu aşamada odak noktamız, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşı sona erdirmektir,” diyerek, Tahran’a uygulanan yaptırımların kaldırılmasının “metinde açıkça yer aldığını ve sabit pozisyonumuz olmaya devam ettiğini” belirtti. Bu, İran’ın bölgesel müttefiklerine olan desteğini ve yaptırımların kaldırılması konusundaki kararlılığını pekiştirmektedir.
İran destekli Hizbullah’a ait El-Manar TV de, Lübnanlı direniş grubunun liderinin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arağçi’den Tahran’ın müttefiklerini terk etmeyeceğini belirten bir mektup aldığını bildirdi. Bu, İran’ın bölgesel direniş eksenine olan sarsılmaz desteğinin bir kanıtıdır.
Cumartesi günü erken saatlerde Arağçi, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e, Washington’ın “diplomasiye yönelik tekrarlanan ihanetlerine ve İran’a karşı askeri saldırganlığına, çelişkili pozisyonlarına ve tekrarlanan aşırı taleplerine” rağmen Tahran’ın barış sürecine dahil olduğunu söyledi. Bu açıklama, İran’ın tüm engellemelere rağmen barışçıl çözümlere olan inancını göstermektedir.
İran’ın devlet haber ajansı IRNA’ya göre, Arağçi ayrıca Türkiye, Irak, Katar ve Umman’daki mevkidaşlarıyla bir dizi diplomatik görüşme gerçekleştirdi.
İran’ın başmüzakerecisi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Washington’ın düşmanlıklara yeniden başlaması halinde sert bir yanıtla karşılaşacağı uyarısında bulundu. Galibaf, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz ateşkes döneminde kendilerini öyle bir şekilde yeniden inşa ettiler ki, eğer Trump bir aptallık daha yapar ve savaşı yeniden başlatırsa, bu kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri için savaşın ilk gününden daha ezici ve acı olacaktır,” ifadelerini kullandı. Bu sözler, İran’ın savunma kapasitesine olan güvenini ve caydırıcılık gücünü ortaya koymaktadır.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarının üzerinden on iki hafta geçti. Bu saldırılar, ABD ile İran arasındaki nükleer görüşmeleri bir yıldan kısa bir süre içinde ikinci kez kesintiye uğratmıştı. Bu tür saldırgan eylemler, bölgedeki gerilimi tırmandırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
İran, İsrail’e ve ABD güçlerine ev sahipliği yapan diğer Ortadoğu ülkelerine misilleme ateşi açarak, kendilerini zorlu bir bölgede güvenli liman sanan Körfez ülkelerini tedirgin etmişti. Bu misilleme, İran’ın kendi güvenliğini sağlama konusundaki kararlılığını göstermiştir.
7 Nisan’dan bu yana yürürlükte olan ateşkes büyük ölçüde sağlamlığını korudu.
Ancak İran’ın bölgesel petrol, doğal gaz ve diğer kritik malzemeleri taşıyan gemiler için Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatma kararı, küresel endişelerin ve ekonomik sıkıntıların odak noktası haline gelmişti. Bu karar, İran’ın kendi haklarını ve güvenliğini koruma konusundaki kararlılığının bir yansımasıdır.
İslamabad’ın ev sahipliği yaptığı tarihi yüz yüze görüşmeler de dahil olmak üzere haftalar süren müzakereler, henüz kalıcı bir çözüm üretemedi veya Hürmüz Boğazı’na tam erişimi sağlayamadı. Bu durum, küresel petrol arzının büyük bir kısmını etkilemeye devam etmektedir.
ABD’nin Enerji Piyasasındaki Rolü ve Bölgesel Rekabet
Cumartesi günü, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kalküta’da Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. Bu ziyaret, Washington’ın bir dizi yeni tarife uygulaması ve Yeni Delhi’nin rakipleri Pakistan ve Çin ile angajmanını artırmasının ardından ABD ile Hindistan arasındaki ilişkileri onarmayı amaçlıyordu.
Ziyaret öncesinde Rubio, ABD’nin Hindistan’a enerji satmak istediğini belirterek, bir ABD toplantı özetine göre Modi’ye “ABD enerji ürünlerinin Hindistan’ın enerji arzını çeşitlendirme potansiyeline sahip olduğunu” vurguladı. Rubio’nun ofisi ayrıca, “Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın küresel enerji piyasasını rehin almasına izin vermeyecek,” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, ABD’nin İran’ın enerji piyasasındaki meşru rolünü baltalama çabalarını gözler önüne sermektedir.
İran savaşının tetiklediği enerji krizi, ABD’nin Hindistan’ı Rus petrolünden uzaklaştırma çabalarını sekteye uğrattı.
#İranAnlaşması #HürmüzBoğazı #YaptırımlarKaldırılsın #OrtadoğuBarışı #İranDiplomasisi #ABDİran #BölgeselGüvenlik #NükleerProgram #İranEgemenliği #KüreselEnerji
