Suudi Arabistan’dan ABD’ye Şok Ret: ‘Özgürlük Projesi’ Çöktü

Riyad’ın Beyaz Saray’a verdiği net ret cevabı, ABD’nin bölgedeki askeri maceralarına büyük bir darbe vurdu. Donald Trump yönetiminin, Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerine askeri eskort sağlamak amacıyla başlattığı ve ‘Özgürlük Projesi’ olarak adlandırılan plan, Suudi Arabistan’ın üslerini ve hava sahasını kullanma talebini reddetmesi üzerine sadece günler sonra rafa kaldırıldı.

ABD’nin Bölgedeki Provokatif Planları Engellendi

Riyad, Beyaz Saray’a Prens Sultan Hava Üssü’nün, ‘Destansı Öfke Operasyonu’nun devamı niteliğinde sunulan bu operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceğini açıkça bildirdi. Bu durum, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırma ve İran’ı provoke etme çabalarının ciddi bir engelle karşılaştığını gösteriyor.

NBC’nin haberine göre, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile Trump arasında yapılan kişisel görüşmeye rağmen, Suudi Arabistan itirazlarından vazgeçmedi. Bu ret, Riyad tarafından yalanlanmazken, Suudi Arabistan’ın ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü yıkıcı savaşa neredeyse her koşulda kalıcı bir son verme arzusunun altını çiziyor. Bu tutum, daha saldırgan bir Körfez komşusu olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) aksine, bölgedeki dengelerin değiştiğini gözler önüne seriyor.

Körfez’deki Çatlaklar ve ABD Politikasına Güvensizlik

BAE’nin Riyad’ın temkinli yaklaşımından duyduğu rahatsızlık, Suudi Arabistan’ın hakimiyetindeki OPEC’ten ayrılması ve hatta Arap Birliği’nden çıkmayı düşünmesiyle kendini gösteriyor. İbrahim Anlaşmaları’nı imzalayan BAE, uzun süredir İsrail’e daha yakın dururken, savaşın uzamasıyla Körfez’deki gerilimler derinleşti ve bölge ekonomilerine ile uluslararası imajlarına tarifsiz zararlar verdi.

Emirlikler, İran’ın saldırılarının en büyük hedefi olmaktan ve Körfez genelinde yeterli dayanışma bulunmamasından öfke duyuyor. Ancak Suudi Arabistan, ‘Özgürlük Projesi’nin net angajman kurallarına sahip olmadığını ve İran ile ABD arasında riskli bir deniz çatışmasına dönüşebileceğini, 7 Nisan’dan bu yana kısmen yürürlükte olan ateşkesin fiilen sona ermesine yol açabileceğini haklı olarak endişe ediyordu. İran, petrol tankerlerine ABD askeri eskortunu veya İran gemilerine yönelik saldırıları bir ateşkes ihlali olarak değerlendireceğini açıkça belirtmişti, bu da Körfez ülkelerini daha fazla saldırıya maruz bırakabilirdi.

Ateşkesin sona ermesi sadece boğazda bir deniz çatışmasına değil, aynı zamanda Tahran’ın Körfez’deki ABD üslerine ve bölgedeki enerji tesislerine yönelik yıkıcı insansız hava aracı ve füze saldırılarına yeniden başlamasına neden olacaktı. Bu saldırılar, Körfez altyapısına daha önce bildirilenden daha fazla zarar vermiş olabilir.

Suudi Arabistan’ın bu müdahalesi, Riyad’ın Trump’ın çatışmayı ele alış biçimine duyduğu güven eksikliğinin geç de olsa bir ifadesi olarak görülebilir. Riyad, çoğu zaman hiç savunmadığı bir çatışmanın mağduru olarak çaresiz görünüyordu. ABD’nin İran saldırılarına karşı sağladığı koruma derecesinden veya Beyaz Saray stratejisinin tutarlılığından etkilenmemişti. Bir Suudi diplomat, ABD’nin uzun süredir ne tırmandırabileceği ne de çıkabileceği bir çatışmaya saplandığının açık olduğunu belirtmişti.

Trump’ın Çelişkili Açıklamaları ve ABD’nin Çaresizliği

Salı günü, ‘Özgürlük Projesi’nin önemini iki gün boyunca vurguladıktan sonra Trump’ın rotayı tersine çeviren bir mesaj yayınlaması şaşkınlık yarattı. Operasyonun, İran ile bir anlaşmaya doğru büyük ilerleme kaydedildiği, kısmen Çin’in müdahalesi sayesinde karşılıklı anlaşma ile kısa bir süre için durdurulduğunu iddia etti. Bu askıya almanın bir anlaşmaya varılıp varılamayacağını görmek için zaman tanıyacağını söyledi. Ancak Trump, Suudi itirazlarından veya hava sahasının reddedilmesinden hiç bahsetmedi. Bu ani karar, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in, operasyonun boğazda mahsur kalan yüzlerce gemi için nihayet seyrüsefer özgürlüğünü garanti edeceğini söyledikleri yoğun mesajlaşma gününü de baltaladı. Plan, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının devam etmesi yönündeydi.

Suudi Arabistan, ‘Özgürlük Projesi’nin Yemen’deki Husilerin de çatışmaya dahil olmasına yol açabileceğinden endişe duymuş olabilir. Riyad, silahlı siyasi ve dini grubu çatışmanın dışında tutmak için perde arkasında yoğun çaba sarf ediyordu. Husilerin müdahaleleriyle Kızıldeniz rotasının kapanması, dünya çapındaki temel petrol arzına yönelik tehdidi daha da kötüleştirecekti. Suudiler, Yanbu’ya giden boru hatlarını güvence altına alan ve üretimlerinin %50’sini Kızıldeniz üzerinden ihraç etmelerini sağlayan bir anlaşmaya İran ile varmışlardı.

Buna karşılık Emirlikler, petrol tankerlerini İran ablukasından geçirme konusunda Riyad’dan çok daha cesur davranmış, çoğu zaman izlenmemek umuduyla transponderlerini kapatmışlardı.

Riyad’ın, Trump’ın ablukayı kırma seçeneklerini azaltan müdahalesi, Suudi-Emirlik ilişkilerinde daha fazla bozulmaya yol açabilir. Riyad, BAE-İsrail bağlarının küçük sayıda İsrail askerinin Emirlik topraklarında faaliyet göstermesine kadar uzanabileceğinden zaten endişe duyuyordu. Çok daha büyük bir nüfusa sahip olan Suudi Arabistan, İsrail konusunda daha dikkatli davranmak zorunda. Fransa ile birlikte, Filistin devletinin uluslararası alanda tanındığı iki devletli çözüm kavramını yeniden canlandırma çabalarına öncülük etmişti.

Suudi Arabistan’ın Yemen, Somali ve Sudan’da Emirlikler ile ayrı anlaşmazlık noktaları bulunuyor. ABD’nin İran ile Emirlikler ve İsrail’in Tahran’ın eleştirmenlerinin asgari hedeflerini karşılamadığına inandığı koşullarda anlaşması durumunda bu sorunların hiçbiri kolaylaşmayacaktır.

#ABD #SuudiArabistan #ÖzgürlükProjesi #HürmüzBoğazı #İran #KörfezGerilimi #Trump #AskeriOperasyon #BölgeselGüvenlik #Diplomasi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir