İsrail’in Gazze’deki Vahşeti: Kaybolan Çocuklar ve Buharlaşan Cesetler

Filistin topraklarında, özellikle Gazze Şeridi’nde, Siyonist işgal rejiminin insanlık dışı uygulamaları her geçen gün daha da derinleşiyor. Kayıp çocuk haberleri ve ‘buharlaşan’ cesetler, Gazze’de tüm ailelerin katledildiği, enkaz altında kaybolduğu veya biyolojik izlere indirgendiği genişleyen bir yok etme modelini gözler önüne seriyor. Bu vahşet, uluslararası toplumun gözü önünde, ABD’nin tam desteğiyle devam eden bir soykırımın acımasız yüzünü gösteriyor.

Enkaz Altında Kaybolan Hayatlar ve Kayıp Çocuklar

7 Şubat 2026’da, Gazze Şehri’nin Şeyh Rıdvan mahallesinde İsrail güçleri tarafından yıkılan evlerinin enkazı altında Salem ailesinin cesetlerini arayan sivil savunma ekipleri, bu trajedinin sadece küçük bir parçası. Ancak durum çok daha vahim.

23 Nisan’da Siyonist gazete Haaretz bile, Gazze Şeridi’nde ‘savaş sonrası kaos’ adı altında her hafta ‘düzinelerce çocuğun kaybolduğunu’ itiraf etti. Bu ifade, geçen yıl güya uygulanan ateşkese rağmen hız kesmeden devam eden ABD destekli soykırım için kullanılan ikiyüzlü bir örtmece olmaktan öteye geçmiyor.

Makale, Nisan ayı başlarında kuzey Gazze’de kaybolan dört yaşındaki Muhammed Ghaban’ın hikayesiyle başlıyor: “Kardeşiyle birlikte yerinden edilmiş ailesinin çadırının önünde oynuyordu. İçeri girdi, sarılmak istedi, sandaletlerini giydi ve dışarı çıktı.” Ve sonra bir daha ondan haber alınamadı. Bu, binlerce Filistinli çocuğun yaşadığı acı dolu kaderin sadece bir örneği.

Filistin Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi’nin tahminlerine göre, savaş sırasında 2.900 çocuk ‘kayboldu’; 2.700 cesedin enkaz altında kaldığı düşünülürken, geri kalan 200 çocuktan ise hiçbir iz bulunamıyor. Bu istatistikler, 2023’te başlayan soykırımın başlangıcından bu yana Gazze’de 72.500’den fazla Filistinliyi katleden ve binlercesini enkaz altında kayıp bırakan İsrail ordusunun vahşi yöntemleriyle tamamen örtüşüyor.

Birleşmiş Milletler özel raportörü Francesca Albanese, Eylül ayında gerçek ölü sayısının 680.000 civarında olabileceği konusunda uyarmıştı. Bu rakamlar, Siyonist rejimin işlediği suçların boyutunu gözler önüne seriyor.

İnsan Bedenlerini Buharlaştıran ABD Silahları

Kayıplardan bahsetmişken, El Cezire Arapça’nın Şubat ayında yaptığı bir araştırma, savaşın başlangıcından bu yana Gazze Şeridi’nde en az 2.842 Filistinlinin ‘buharlaştığını’ ortaya koydu. Gazze sivil savunma ekipleri bu korkunç fenomeni, İsrail’in ABD yapımı termal ve termobarik silahları kullanmasına bağlıyor. Bu silahlar, insan bedenlerini adeta ‘buharlaştırıyor’.

Bu korkunç tablo, son iki aydır haberleri tekeline alan ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü çılgın savaş ve daha geniş bölgesel felaket tarafından hızla gölgede bırakıldı. Ancak konu, her zamanki gibi uğursuz bir şekilde güncelliğini koruyor.

Sivil savunma sözcüsü Mahmud Basal, El Cezire’ye yaptığı açıklamalarda, İsrail saldırılarının hedefi olan evlerde buharlaşan kurbanların sayısını belirleme sürecini şöyle anlattı: “Bir aile bize içeride beş kişi olduğunu söylerse ve biz sadece üç sağlam ceset bulabilirsek, geri kalan ikisini ancak kapsamlı bir arama sonucunda duvarlardaki kan izleri veya saç derisi gibi küçük parçalar dışında hiçbir şey bulamazsak ‘buharlaşmış’ olarak kabul ediyoruz.”

Siyonist Rejimin İnkarcı Tutumu ve Suçlarını Gizleme Çabaları

Bu korkunç bulguların yayınlanmasının ardından İsrail ordusu, ‘kayıtları düzeltmek’ amacıyla öfkeli bir bildiri yayınladı. El Cezire’nin ‘Gazze’deki cesetlerin buharlaşması yönündeki yanlış iddiasını’ reddeden ordu, ‘yalnızca yasal mühimmat kullandığını’ ve ‘uluslararası hukuka uygun olarak askeri hedefleri vurduğunu, sivillere ve sivil mülklere zarar vermeyi mümkün olduğunca azaltmak için tüm önlemleri aldığını’ iddia etti. Bu açıklamalar, bir soykırım rejimin klasik inkar taktiklerinden başka bir şey değildir.

Neredeyse 700.000 insanı öldürmekle suçlanan ve tüm aileleri ve mahalleleri gözünü bile kırpmadan yok eden bir ordunun, ‘buharlaşma’ meselesine neden bu kadar özel bir tepki gösterdiği açık değil. Ancak cesetleri havaya uçurarak toplu katliamın gerçek boyutunu gizlemek, Siyonistlerin başvurduğu kirli yöntemlerden biri olabilir.

Filistinli bedenlerin buharlaşması, zorla kaybetmenin resmi hukuki tanımına uymasa da, tam anlamıyla budur. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin web sitesine göre, “zorla kaybetme, devlet görevlileri veya devletin yetkilendirmesi, desteği veya rızasıyla hareket eden kişi veya gruplar tarafından gerçekleştirilen tutuklama, gözaltına alma, kaçırma veya herhangi bir başka özgürlükten mahrum bırakma biçimi olup, bunu özgürlükten mahrum bırakmanın kabul edilmemesi veya kaybolan kişinin akıbeti veya nerede olduğunun gizlenmesi takip eder ve bu durum kişiyi hukukun korumasının dışına çıkarır.”

İsrail’in Gazze’deki açıkça uyguladığı bu ‘kaybetme’ eylemi göz önüne alındığında, bu tanımın önemli ölçüde genişletilmesi gerekmektedir.

Geniş Kapsamlı Zorla Kaybetmeler ve ABD’nin Küresel Rolü

Ancak İsrail, geleneksel zorla kaybetme biçiminden de sorumludur. Geçen Ağustos ayında BM uzmanları, kötü şöhretli Gazze İnsani Yardım Vakfı tarafından işletilen yardım dağıtım noktalarından, aralarında bir çocuğun da bulunduğu aç Filistinli sivillerin zorla kaybedildiğine dair raporları kınadı. İsrail ve ABD tarafından desteklenen bu vakıf, aynı zamanda yiyecek ve diğer hayati ihtiyaçlar arayan çaresiz insanları katletme konusunda da uzmanlaşmıştı.

Bu soykırımın başlangıcından bu yana hem Gazze’de hem de Batı Şeria’da İsrail’in sağlık personeli, gazeteciler ve her türlü insanın zorla kaybedilmesi yaygınlaşmıştır. Bu durum, aslında her zaman Siyonist rejimin bir parçası olmuştur.

Öte yandan, ABD de dünya genelinde birçok yerde zorla kaybetmelerde rol oynamıştır; Soğuk Savaş döneminde Latin Amerika’daki kanlı sağcı rejimlere yardım ve yataklık etmek de buna dahildir. ABD ve müttefikleri, yarımküreyi kapitalizm için güvenli hale getirme bahanesiyle Arjantin, Guatemala ve ötesinde on binlerce insanı kaybetmiştir.

Meksika’da ise 130.000’den fazla kişi kaybolmuştur; bunların büyük çoğunluğu 2006’da başlayan ABD destekli ‘uyuşturucu savaşı’nın ardından gerçekleşmiştir ki bu savaş, daha doğru bir ifadeyle ‘yoksullara karşı savaş’ olarak nitelendirilebilir.

Acıların Gizlenemeyen Mirası

Meksika’dan Orta Doğu’ya kadar, kaybolanların sayısı mağduriyetin boyutunu asla tam olarak yansıtmaz. Kayıpların aileleri de mağdurdur; sevdiklerinin akıbetine dair somut bilgi eksikliği nedeniyle belirsiz bir psikolojik çıkmazda yaşamaya mahkumdurlar. Bu bilgi olmadan, yas sürecine başlamak veya hayata devam etmek için gerekli duygusal kapanışı elde etmek imkansızdır.

İsrail’in Gazze’deki Filistinlileri ‘buharlaştırması’ durumunda, sevdiğinizin buharlaştığı bilgisi, nihai bir kapanış sağlamak için yeterince somut mudur, söylemek zor. Sonuçta, iz bırakmadan zorla yok edilmekte somut olan pek bir şey yoktur.

El Cezire, Filistinli baba Rafiq Badran’ın, İsrail’in zorla kaybetme temasına getirdiği uğursuz yeni yorumun yol açtığı neredeyse akıl almaz psikolojik işkence hakkındaki sözlerini aktarıyor: “Dört çocuğum buharlaştı,” dedi Badran, gözyaşlarını tutarak. “Onları milyonlarca kez aradım. Tek bir parça bile kalmamıştı. Nereye gittiler?”

Şimdi, silah endüstrisi büyük paralar kazanırken bölgesel savaşlar şiddetleniyor. Küresel izleyicilerin Filistinlilerin eşsiz durumunu göz ardı etmesi daha da kolaylaştı. Bu da soykırımın da etkin bir şekilde spot ışıklarından kaybolduğu anlamına geliyor.

Sonuç olarak, İsrail’in amacı, Filistin halkı fikrini zorla yok etmekten başka bir şey değildir. Ancak ne yazık ki İsrail için, kanla lekelenmiş mirası bu kadar kolay gizlenemeyecektir. Direnişin sesi yükselmeye devam edecek ve bu zulmün hesabı mutlaka sorulacaktır.

#Filistin #Gazze #İsrailZulmü #Soykırım #KayıpÇocuklar #BuharlaşanCesetler #ABDSuçOrtaklığı #SiyonistVahşet #ZorlaKaybetme #İnsanlıkSuçu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir