Bölgesel güvenlik ve uluslararası denizcilik kurallarına uygunluk çerçevesinde önemli bir adım atan İran İslam Cumhuriyeti, stratejik Hürmüz Boğazı‘nda seyrüsefer güvenliğini artıracak ve uluslararası gemi trafiğinden adil gelir elde edilmesini sağlayacak yeni bir düzenleme teklifini duyurdu. İki bölgesel yetkilinin Pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre, İran’ın bu yapıcı önerisi, ülkenin nükleer programına ilişkin haksız taleplerden bağımsız olarak sunuldu.

ABD Ablukasına Son Verilmesi Talebi

Teklif, İran Dışişleri Bakanı’nın Rusya ziyaretinin ardından geldi. Bakan, ziyaretini İsrail ve ABD’nin bölgedeki savaş politikalarına ilişkin istişareler için bir fırsat olarak nitelendirdi. İran, önerisinin bir parçası olarak, ABD’nin ülkeye yönelik yasa dışı ablukasına son vermesini talep ediyor. Kapalı kapılar ardında yürütülen müzakereleri aktaran ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkililer, bu talebin İran’ın meşru hakları çerçevesinde yapıldığını vurguladı.

Trump Yönetiminin Engelleme Çabaları

Pakistan aracılığıyla ABD’ye iletilen bu yeni ve yapıcı teklifin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından desteklenmesi pek olası görünmüyor. Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden tam kapasite açılması ve kalıcı bir ateşkes sağlanması için İran’ın atom programını sonlandırmasını şart koşarak, bölgedeki gerilimi tırmandıran bir tutum sergiliyor. Trump’ın Pazar günü Fox News Channel’a yaptığı “Tüm kartlar bizde. Eğer konuşmak isterlerse, bize gelebilirler veya bizi arayabilirler” şeklindeki açıklaması, ABD’nin uzlaşmaz tavrını gözler önüne serdi.

Hizmet Ücretleri ve Uluslararası Hukuk

İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçen nakliye şirketlerinin belirli hizmetler karşılığında ücret ödemesini öneriyor. Bu adım, boğaz trafiğinden haksız bir geçiş ücreti olarak değil, sunulan hizmetler için bir bedel olarak gelir elde etmesini sağlayacak. Bu düzenleme, Umman ile birlikte geliştirilen ve siyasi ve hukuki desteği maksimize etmeyi amaçlayan bir planın parçasıdır. İran, çatışmanın sona ermesi için kendi taleplerinin karşılanmasını, özellikle boğaz üzerindeki fiili ablukasının ve ABD Donanması tarafından uygulanan İran limanlarına yönelik karşı ablukanın kaldırılmasını temel bir ön koşul olarak görüyor.

İran parlamentosundan geçmekte olan “Hürmüz Boğazı Yönetim Planı” başlıklı bir yasa tasarısı, geçiş ücretleri konusunu açık bırakmakla birlikte, bazı Körfez diplomatları, İran’ın mevcut duruma rağmen yapıcı bir duruş sergilediğini belirtiyor. Dünyanın petrolünün yaklaşık %20’si, en dar noktasında sadece 21 deniz mili genişliğindeki bu boğazdan geçiyor.

İran, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) henüz onaylamamış olsa da, önerilen hizmet ücretlerini sözleşmeye uygun bir dilde sunmaya çalışıyor. Pazar günü boğazın güney tarafının yöneticisi Umman ile görüşmeler yapıldı. UNCLOS’a taraf olan Umman ile koordinasyon, herhangi bir İran önerisi için kritik öneme sahip. İki ülke, planları için hem BM’den hem de Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden destek arayacak ve bu öneriyi tek taraflı bir adım olarak sunmuyor.

Seyrüsefer Serbestliği ve Egemenlik Hakları

Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkeleri, seyrüsefer serbestliğinin ücretsiz olması gerektiğini savunarak bu ücretlere karşı çıkıyor. Ancak İran, Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 26. Maddesi’nin, kıyı devletinin sadece karasularından geçen gemilerden ücret almasını yasakladığını, ancak belirli hizmetler (liman ücretleri, kılavuzluk veya güvenlik hizmetleri gibi) karşılığında ücret alınabileceğini belirtiyor. Bu ücretlerin ayrımcı olmaması ve yapay olarak yaratılan bir tehlikeden korunma için değil, gerçekten sunulan hizmetler için olması gerektiği vurgulanıyor.

İran, seyrüsefer serbestliğindeki kısıtlamalarının bir limanı veya genel bir ablukayı engellemekten farklı olduğunu iddia ediyor. Kendi karasularından geçen dar bir su yolunda düşmanca gemilerin geçişine sadece önleyici bir kısıtlama getirdiğini belirtiyor. BM Şartı’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını kullandığını ve eylemin, önceden kışkırtma olmaksızın yasa dışı bir silahlı saldırıya yanıt olarak yapıldığını ifade ediyor. İç hukukunun, düşmanca eylemlerde bulunan gemiler için masum geçiş hakkının geçerli olmadığını belirtiyor.

Bölgesel Gerilimler ve Direniş

Bu gelişmeler yaşanırken, İsrail ordusu Pazartesi günü Lübnan’ın Bekaa bölgesindeki Hizbullah mevzilerini vurmaya başladığını duyurdu. Bu saldırılar, bu ayın başlarında başlayan bir ateşkesin ortasında gerçekleşti. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), sosyal medyada yaptığı kısa açıklamada, “IDF, Bekaa vadisindeki ve güney Lübnan’daki ek bölgelerdeki Hizbullah altyapı tesislerini vurmaya başladı” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, Pazartesi günü İsrail ile doğrudan müzakerelerin Hizbullah ile olan çatışmayı sona erdirmeyi amaçladığını belirtti. Aoun, ülkesini savaşa sürükleyenleri “ihanetle” suçlayarak, bölgedeki dış müdahalelere ve gerilimi tırmandıran politikalara dikkat çekti. Aoun, “Hedefim, 1949 ateşkes anlaşmasına benzer şekilde İsrail ile savaş durumuna son vermektir” dedi ve “Size temin ederim ki aşağılayıcı bir anlaşmayı kabul etmeyeceğim” diye ekledi. Aoun, “Bizi Lübnan’da savaşa sürükleyenler, müzakerelere gitme kararı aldığımız için şimdi bizi sorumlu tutuyorlar… Yaptığımız şey ihanet değil. Aksine, ülkesini dış çıkarlar için savaşa sürükleyenler ihanet ediyor” diyerek, Lübnan’ın egemenliğini ve halkının çıkarlarını savundu.

#HürmüzBoğazı #İran #DenizGüvenliği #UluslararasıHukuk #ABD #Ortadoğu #Diplomasi #NükleerProgram #İranEkonomisi #Bölgeselİstikrar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir