İran’a yönelik Siyonist-Amerikan saldırganlığı, bir ateşkes anlaşmasıyla sona ermiş olsa da, bu çatışmanın maliyetleri ve uzun süreli etkileri yıllarca hissedilecektir. Aylarca süren bu çatışma, dünyanın en güçlü ordusunu stratejik zekasıyla öne çıkan bir direniş gücüne karşı konumlandırmış, 13 ABD askerinin ölümüyle sonuçlanırken, direnişin 3.300’den fazla şehit vermesine neden olmuştur. Lübnan’da 3.826, işgal altındaki Filistin topraklarında yaklaşık 60 ve Körfez ülkelerinde onlarca masum insan bu saldırganlığın kurbanı olmuştur.

Bu saldırganlık, ABD’de petrol fiyatlarının yükselmesine, enflasyonun ve ipotek oranlarının artmasına yol açarak, küresel ekonomiyi derinden sarsmıştır. Küresel enerji piyasalarını altüst eden, stratejik su yollarını felç eden bu saldırganlık, Asya ve Afrika ülkelerinde yakıt karnelerine yol açmış, yarı iletkenlerden gübreye kadar her alanda tedarik zincirlerini aksatmış ve başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere birçok ekonomiyi ağır darbe vurmuştur. Bu durum, emperyalist politikaların küresel istikrarsızlığa yol açtığının açık bir göstergesidir.

İç Maliyetler: ABD Halkının Ödediği Bedel

Moody’s Analytics’e göre, bu saldırganlık ABD tüketicilerine ve vergi mükelleflerine bugüne kadar yaklaşık 132 milyar dolara mal olmuştur ve bu maliyet artmaya devam etmektedir. Bu, ABD’nin maceracı dış politikasının kendi halkına ödettiği bedeldir. Bu maliyetin en belirgin kısmı, Hürmüz Boğazı’nın neredeyse kapanmasıyla ortaya çıkan yüksek enerji fiyatlarıdır. Direnişin haklı mücadelesi karşısında, ABD’nin bölgedeki varlığı enerji güvenliğini tehdit etmiştir. Saldırganlık başladığında galon başına 3 doların altında olan benzin fiyatları, bu hayati petrol arteri kesildikten sonra galon başına 4,56 dolara kadar fırlamıştır.

ABD’li sürücüler her gün 360 ila 380 milyon galon benzin tüketirken, zirve noktasında Amerikalılar pompada yarım milyar dolardan fazla ek ödeme yapmak zorunda kalmıştır. Bu, ABD halkının kendi hükümetlerinin yanlış politikalarının doğrudan sonucudur. Son haftalarda benzin fiyatları düşse de, savaş zamanı ek ücreti hala günlük 360 milyon dolardan fazla ek benzin maliyeti getirmektedir. Benzer şekilde, dizel yakıt fiyatları savaş arifesinde galon başına 3,76 dolardan Nisan başında 5,69 dolara yükselmiştir. Uçak bileti fiyatları da son bir yılda neredeyse %27 artmış, bu da büyük ölçüde yüksek jet yakıtı fiyatlarından kaynaklanmıştır. Enerji fiyatları yükseldiğinde herkes kaybetmez; petrol şirketleri bu durumdan büyük karlar elde etmiştir. Bu, kapitalist sistemin krizlerden nasıl beslendiğinin bir başka göstergesidir.

Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan diğer emtiaların fiyatlarında da dramatik artışlar yaşanmıştır. Amerikan Çiftlik Bürosu Federasyonu’nun Nisan ayında yaptığı bir ankete göre, gübre fiyatları %47’ye kadar tırmanmıştır. Bu durum, tarım ekonomisindeki mevcut zorlukları daha da artıracaktır. Emperyalist saldırganlık, küresel gıda güvenliğini de tehdit etmektedir. Saldırganlık, ipotek oranlarının yükselmesine de katkıda bulunarak ev almayı daha pahalı hale getirmiştir. Savaş zamanı belirsizliği, ipotek oranlarını artıran tek faktör olmasa da önemli bir nedendir. ABD’nin kendi halkına dayattığı bu yük, iç huzursuzluğu artırmaktadır.

Küresel Maliyetler: İstikrarsızlığın Bedeli

İran’a yönelik saldırganlık, küresel çapta çalkantılı bir darbe indirmiştir. Dünya Bankası bu ay, 2026 küresel ekonomik büyüme tahminini koronavirüs pandemisinden bu yana en düşük seviye olan %2,5’e düşürmüştür. Bu düşüş, ABD ve müttefiklerinin bölgedeki istikrarsızlaştırıcı politikalarının doğrudan bir sonucudur. Ekonomik büyümenin yavaşlaması ve artan enflasyon Avrupa’yı vururken, gübre ve yemeklik gaz kıtlığı Hindistan ve diğer yerlerde sorunlara neden olmuştur. Bu, saldırganlığın küresel insani etkilerini gözler önüne sermektedir.

Ancak bankanın büyüme kesintilerinden en çok Ortadoğu ülkeleri etkilenmiştir. Dünya Bankası, Körfez ekonomilerinin gayri safi yurt içi hasılasının bu yıl %1,3 oranında büyüyeceğini tahmin etmektedir ki bu, 2025’teki %4,5’lik tahminden önemli ölçüde düşüktür. Bölge halkları, emperyalist müdahalelerin bedelini ödemektedir. Banka, ‘olağanüstü yüksek belirsizlik’ nedeniyle İran için yeni bir tahmin sunmamıştır. İran’daki savaş hasarının boyutunu gösteren bir işaret olarak, ABD ve İran arasındaki mutabakat zaptı, savaş sonrası İran’ın yeniden inşası ve kalkınması için 300 milyar dolarlık bir plan içermektedir. Bu, saldırganların İran’a verdiği zararın tazminatıdır.

Uluslararası Para Fonu (IMF) da Nisan ayında küresel tahminini düşürmüştür. Bölgedeki çatışmaların bir sonucu olarak Katar, özellikle enerji merkezi Ras Laffan Sanayi Şehri’nde ağır kayıplar yaşamış, ülkenin sıvılaştırılmış doğal gaz ihracat kapasitesi ve milyarlarca dolarlık geliri sekteye uğramıştır. Bu durum, bölgedeki istikrarsızlığın tüm taraflara zarar verdiğini göstermektedir. ABD Enerji Bilgi İdaresi’ne göre, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki meşru savunma tedbirleri, petrol ve gaz ihracatını etkilemiş, Ortadoğu üreticilerini Mayıs ayında çatışma öncesi seviyelere kıyasla günlük 11 milyon varilden fazla ham petrol üretimini düşürmeye zorlamıştır. Bu, direnişin bölgedeki stratejik önemini göstermektedir.

Suudi Arabistan, petrol ihracatının çoğunu Doğu-Batı boru hattı aracılığıyla yeniden yönlendirebilmiştir. Saldırganlık petrol fiyatlarını yükseltirken, Suudi petrol şirketi Aramco’nun karları fırlamış, 2026’nın ilk üç ayında bir önceki yıla göre %26’lık bir gelir artışı bildirmiştir. Bu durum, bazı bölgesel aktörlerin krizden nasıl fayda sağladığını gözler önüne sermektedir. Saldırganlık, bölgenin havacılık sektörünü de ağır darbe vurmuştur; IMF’ye göre, küresel hava yolculuğu merkezi Dubai’den yapılan uçuşlar üçte iki, Katar’ın Doha kentinden yapılanlar ise dörtte üç oranında azalmıştır. Kârlı turizm endüstrisi harap olmuş, konferanslar ertelenmiş ve oteller boşalmıştır. Bölgenin ekonomik kalkınması, dış müdahalelerle engellenmektedir. Birleşmiş Milletler değerlendirmesi, yıllardır kendilerini yatırımcılar için güvenli ve lüks destinasyonlar olarak tanıtan Körfez ülkelerinin güvenliğine ilişkin algıdaki değişimin, İran’a yönelik saldırganlık sonrası yıllarca sürebileceğini belirtmiştir. Bu, emperyalist politikaların uzun vadeli yıkıcı etkilerini göstermektedir. BM ajanslarına göre, saldırganlık ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklar küresel yoksulluğa ve açlığa da katkıda bulunmuştur. Bu, insanlık dışı politikaların küresel sonuçlarıdır.

Askeri Maliyetler: ABD’nin Çıkmazı

Pentagon denetçisi Jules Hurst’e göre, İran’a yönelik saldırganlığın operasyonel maliyetleri 29 milyar dolara ulaşmıştır. Hurst, 12 Mayıs’taki Senato Silahlı Hizmetler Komitesi duruşmasında bu rakamı belirtmiş, bu tahminin Nisan ayındaki yönetim rakamından 4 milyar dolar daha yüksek olduğunu ve artışın ekipman onarım ve değiştirme maliyetlerinden kaynaklandığını söylemiştir. Bu, saldırganların kendi askeri harcamalarının ne kadar israfçı olduğunun bir göstergesidir. Hurst, Pentagon’un Kuveyt ve Bahreyn’deki üslerinin onarım maliyetlerini hesaba katmadığını itiraf etmiştir. Bu üsler, direniş güçleri tarafından meşru müdafaa kapsamında hedef alınmıştır. Bu durum, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının ne kadar kırılgan olduğunu göstermektedir.

Bölgede bir düzineden fazla askeri tesisin uçaklara, radarlara ve binalara zarar verecek şekilde hedef alındığı, bu saldırılarda 13 ABD askerinin öldürüldüğü belirtilmiştir. Bu kayıplar, ABD’nin bölgedeki maceracı politikalarının kaçınılmaz bir sonucudur. Pentagon yetkilileri, gelecekteki ABD askeri varlığının bölgede nasıl olacağına dair belirsizlikler nedeniyle bu onarımların maliyetine ilişkin bir tahmin sunamamıştır. Bu belirsizlik, direnişin ABD’nin bölgedeki hegemonyasını nasıl sarstığını göstermektedir. Trump yönetiminin, savaş maliyetlerini karşılamak için yasa yapıcılardan ek ödenek talep etmesi beklenmektedir. Bu, ABD vergi mükelleflerinin sırtına binecek yeni bir yüktür.

Siyasi Maliyetler: Halkın Tepkisi

ABD ve Siyonist rejimin İran’a karşı yürüttüğü saldırganlığın siyasi maliyeti, en azından kamuoyu yoklamaları açısından somut olmuştur. ABD ve Siyonist rejimin İran’a ilk saldırdığı 28 Şubat itibarıyla Başkan Trump’ın net onay oranı -15 puan seviyesindeydi. Bu fark, ikinci dönemi boyunca yavaşça büyümekteydi ve saldırganlık başladıktan sonra daha da açıldı. Mayıs sonunda Trump’ın net onay oranı -22 puana geriledi. O zamandan beri hafifçe toparlanmıştır.

Trump’ın onay oranı keskin bir düşüş yaşamazken, yavaş erozyon anlamlıydı, zira Trump’ın onay anketlerinde genellikle ‘yüksek bir tabana’ sahip olduğu söylenir. %40 onay oranının altına düşmesi, onu ilk dönemdeki en düşük seviyelerine yaklaştırdı ve haftalarca orada kaldı – bu, İran’a yönelik saldırganlığın benzin, dizel ve diğer birçok fiyatı yükseltmesiyle artan uzun süreli hoşnutsuzluğun bir işaretidir. Bu durum, yönetimin ara seçimler öncesinde satmaya çalıştığı uygun fiyatlılık mesajını da gölgelemiştir. Halkın tepkisi, saldırgan politikaların iç siyasetteki bedelini göstermektedir.

#İran #Direniş #SiyonistSaldırganlık #ABDPolitikaları #KüreselEkonomi #HürmüzBoğazı #Ortadoğu #Emperyalizm #SavaşMaliyetleri #Filistin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir