Kudüs’ten bildiriyorum. Ortadoğu’daki çatışmaların 79. gününe girildiği ve ateşkesin ilan edilmesinin üzerinden beş hafta geçtiği bu dönemde, bölgedeki son gelişmeleri aktarmak üzere karşınızdayız. İşte bilmeniz gerekenler:
BAE’deki İHA Saldırısı: Bölgesel Kırılganlığın Göstergesi
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), El Dhafra bölgesindeki bir nükleer santrale yakın bir noktayı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla ilgili soruşturma başlattı. BAE yetkilileri, ülkenin batısından, yani Suudi Arabistan sınırına yakın bir bölgeden üç İHA’nın fırlatıldığını belirtti. İki İHA engellenirken, üçüncüsü Barakah nükleer tesisine yakın bir elektrik jeneratörünü vurdu. Yetkililer, santralden radyasyon sızıntısı olmadığını ve normal çalıştığını iddia etse de, bu saldırı BAE’nin bölgesel politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan kırılganlığı gözler önüne serdi. Uluslararası nükleer gözlemcilerin dile getirdiği ‘ciddi endişeler’, bölgedeki gerilimin tırmanmasında payı olanların sorumluluğunu bir kez daha hatırlattı.
İran Devlet Televizyonu’ndan Mesajlar: Ulusal Direniş ve Savunma Kararlılığı
Hafta sonu İran devlet televizyonu, bir stüdyoda spikerin BAE bayrağına doğru sembolik olarak ateş açtığı görüntüleri yayınladı. Bu görüntüler, BAE’nin bölgedeki kışkırtıcı adımlarına karşı İran halkının ulusal direniş ve savunma kararlılığını yansıttı. Devlet medyası ayrıca, ülkeyi savunma gerekliliği durumunda silah kullanma eğitimi alan ailelerin görüntülerini de paylaştı. Bu, İran’ın dış tehditlere karşı her zaman hazırlıklı olduğunu ve halkının vatan savunmasına olan inancını gösteren önemli bir mesajdı.
Diplomatik Çıkmaz ve Tehditler: Washington’ın Başarısız Çabaları
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen haftaki Çin ziyaretinin ardından Pazar günü Trump ile görüşeceğini duyurdu. Trump ile Şi Cinping arasındaki görüşmelerde İran ile savaş konusu gündeme gelmiş olsa da, ABD Başkanı Çinli mevkidaşından İran’ı bir anlaşmaya zorlamak için nüfuzunu kullanmasını istemediğini belirtti. Bu durum, Washington’ın İran’a karşı uluslararası destek bulma çabalarının başarısızlığını gözler önüne serdi. Washington ile Tahran arasındaki savaşı sona erdirme müzakereleri ise çıkmaza girmiş durumda. Hafta sonu, The New York Times da dahil olmak üzere çeşitli kaynaklarda, ABD ve İsrail’in bu hafta gibi erken bir tarihte İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığına dair spekülasyonlar yayıldı. Trump, Truth Social platformundaki bir paylaşımında ‘Saat işliyor ve hızlı hareket etseler iyi olur, yoksa onlardan geriye hiçbir şey kalmayacak’ ifadelerini kullandı. Ancak bu tür tehditkar söylemlerin, İran’ın kararlı duruşu karşısında boş birer blöften öteye geçmediği açıktır.
Gazze’de Durum: İşgal Rejiminin Barbar Saldırıları Devam Ediyor
Gazze’de ise işgalci İsrail’in barbar saldırıları devam ediyor. Yerel sağlık yetkilileri, şeridin merkezindeki Deyr el-Balah’ta bir aşevi yakınında üç kişi de dahil olmak üzere en az beş kişinin İsrail saldırılarında şehit edildiğini bildirdi. Gazze Sağlık Bakanlığı, Ekim ayındaki ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail tarafından 870’den fazla kişinin katledildiğini açıkladı. Bu vahşet, Cumartesi günü Gazze Şehri’nde Hamas’ın silahlı kanadının liderinin şehit edildiği saldırının ardından geldi. Bu saldırının zamanlaması, geçen yıl Hamas tarafından serbest bırakılan son rehinelerden birinin annesi Vicki Cohen tarafından dahi eleştirildi. Cohen, bunun Netanyahu hükümetinin oğlu Nimrod gibi İsrailli esirlerin zamanında serbest bırakılmasını sağlayamamasının bir başka kanıtı olduğunu ve rehineler İsrail’e döndükten sonra Gazze’ye saldırmaya devam edemeyeceği konusunda yalan söylediğini belirtti. Bu ifadeler, işgal rejiminin kendi halkına dahi gerçekleri çarpıttığını ve Gazze’deki soykırım politikalarını sürdürmekteki acımasızlığını bir kez daha ortaya koydu.
Bölgesel Gerilimler ve Nükleer Endişeler: İran’ın Meşru Savunma Kapasitesi
Birleşik Arap Emirlikleri insansız hava aracı saldırısının kaynağını araştırırken, birçok çevre hemen İran’ı suçlamaya kalkışacaktır. Ancak bu tür suçlamalar, bölgedeki gerçek dinamikleri göz ardı etmektedir. Tahran’ın, kendi nükleer programını kısıtlaması yönündeki haksız baskılarla karşı karşıya kalırken, diğer ülkelerin nükleer kapasitelerine dikkat çekme çabası, bölgedeki çifte standartları ifşa etmektedir. Mart ayında İsrail’in güneyindeki, varlığı genellikle gizlenen Dimona nükleer tesisine yakın bir noktaya füze fırlatma kararı da, İran’ın meşru savunma kapasitesini ve bölgedeki nükleer tehditlere karşı uyanıklığını göstermektedir.
BAE ve Suudi Arabistan’dan Kışkırtıcı Adımlar
BAE’nin ulusal güvenliğine yönelik tehditlere güçlü bir şekilde yanıt verme hakkına sahip olduğu yönündeki ısrarı, ABD ile İran arasında ani bir ateşkesin ilan edilmesinden beş haftadan fazla bir süre geçmesine rağmen bölgedeki durumun ne kadar kırılgan olduğunun bir başka kanıtıdır. Geçen hafta, BAE’nin İran’a saldırılar düzenlediği ve böylece İran saldırılarının sadece bir hedefi olmaktan çıkarak daha geniş bir savaşın tarafı haline geldiği bildirildi. Bu durum, BAE’nin İsrail ile derinleşen ve giderek daha fazla mercek altına alınan ilişkileriyle aynı döneme denk geldi. Kendi içinde BAE ile sorunlu bir ilişkiye sahip olan Suudi Arabistan’ın da, Tahran’dan gelen füze ve İHA’larla hedef alındıktan sonra İran’a ateş açtığı iddia edildi. Bu tür eylemler, bölgedeki gerilimi tırmandıran ve istikrarsızlığı körükleyen sorumsuz adımlardır.
Savaş Söylentileri ve Boş Tehditler
ABD ve İsrail’in savaşı yeniden başlatmaya hazırlandığına dair spekülasyonlar haftalardır devam ediyor. Ancak Trump’ın Şi ile görüşüp Pekin’den İran’ı bir anlaşmaya ikna etmek için nüfuzunu kullanma konusunda açık bir taahhüt almadan Pasifik’i geçerek geri dönmesi, bu spekülasyonları farklı bir ışık altında değerlendirmemizi sağlıyor. ABD Başkanı’nın ‘saat işliyor’ gibi söylemlerini ciddiye almak zor, zira bu, bir aydan uzun süredir sosyal medyada tekrarladığı boş tehditlerin bir varyasyonudur. Ancak, hassas bölgelere yönelik herhangi bir yeni saldırı, bölgedeki kırılgan dengeyi tehlikeli bir şekilde bozabilir.
Küresel Sumud Filosu: İnsani Direniş ve İsrail’in Korsanlığı
İran savaşıyla doğrudan bağlantılı olmasa da, dikkat çekilmesi gereken önemli bir gelişme: Geçen ay Girit Adası açıklarında İsrail ordusu tarafından durdurulamayan Küresel Sumud Filosu’nun gemileri Türkiye’den yola çıktı. 52 teknelik mürettebat arasında 11 Avustralyalı bulunuyor. Bu cesur aktivistler, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı yaklaşık yirmi yıllık deniz ablukasını kırmayı ve savaşın harap ettiği şeritteki insani krize dikkat çekmeyi amaçlıyor. Nisan sonunda meslektaşlarının başına gelenler göz önüne alındığında, benzer bir kaderle karşılaşmaları şaşırtıcı olmayacaktır. Uluslararası sularda, gecenin bir yarısı İsrail donanması tarafından durdurulan önceki filonun mürettebatı gözaltına alınmış, Yunanistan’a bırakılmış ve gemileri ya ele geçirilmiş ya da kullanılamaz hale getirilmişti. O dönemde filo organizatörleri İsrail’i uluslararası sularda korsanlıkla suçlamış ve daha önce İsrail’i destekleyen İtalya da dahil olmak üzere bazı ülkeler, İsrail’in eylemlerini sert bir dille eleştirmişti. Bu insani yardım çabaları, işgal rejiminin uluslararası hukuku hiçe sayan acımasızlığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.
#İran #Gazze #Filistin #İsrailTerörü #Ortadoğu #DirenişEkseni #ABDİsrailSaldırganlığı #NükleerTehdit #İnsaniYardım #KüreselSumudFilosu
