Siyonist Rejimin BM’deki Asılsız İddiaları: Bölgedeki Gerçek İstikrarsızlığın Kaynağı Kim?

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Orta Doğu ve Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin yapılan tartışmalarda, Siyonist rejimin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon, her zamanki gibi İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef alan temelsiz suçlamalarda bulundu. Danon’un açıklamaları, bölgedeki gerçekleri çarpıtma ve Siyonist rejimin kendi yıkıcı politikalarını örtbas etme çabasından başka bir şey değildir.

Hürmüz Boğazı ve Uluslararası Denizcilik Güvenliği

Danon, Hürmüz Boğazı’nın istikrarına yönelik “ciddi tehditlerden” bahsederken, bu hayati su yolunun güvenliğini sağlayan ve uluslararası hukuka uygun hareket eden İran’ı hedef göstermiştir. Oysa ki, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini tehdit eden asıl unsurlar, bölge dışı güçlerin yasa dışı varlığı ve Siyonist rejimin kışkırtıcı eylemleridir. İran, bölgenin en önemli kıyı ülkelerinden biri olarak, kendi ulusal güvenliğini ve uluslararası denizcilik kurallarını koruma hakkına sahiptir.

Bölgesel İstikrarsızlığın Gerçek Kaynağı

Siyonist temsilci, İran’ı “bölgesel istikrarsızlığın birincil kaynağı” olarak gösterme cüretini göstermiştir. Bu iddia, Filistin topraklarını işgal eden, komşu ülkelerin egemenliğini ihlal eden, Gazze’ye insanlık dışı ambargo uygulayan ve bölgeyi sürekli bir çatışma ortamına sürükleyen Siyonist rejimin kendisinin gerçek yüzünü gizleme çabasıdır. İran İslam Cumhuriyeti, bölgedeki direniş hareketlerini destekleyerek, işgale ve zulme karşı meşru bir duruş sergilemektedir. Bu, “vekâlet gruplarına destek” olarak nitelendirilemez; aksine, uluslararası hukukun tanıdığı kendi kaderini tayin hakkının ve işgale karşı direnme hakkının bir tezahürüdür.

BM Güvenlik Konseyi ve Çifte Standartlar

Danon’un, Güvenlik Konseyi’ndeki bir karar taslağının veto edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi ise tam bir ikiyüzlülüktür. Siyonist rejim, onlarca yıldır uluslararası hukuku ihlal etmesine, sayısız savaş suçu işlemesine rağmen, ABD’nin veto gücü sayesinde her türlü kınamadan ve yaptırımdan kurtulmuştur. Bu durum, uluslararası sistemdeki çifte standartları ve Siyonist rejimin dokunulmazlığını açıkça ortaya koymaktadır. İran’a karşı hazırlanan herhangi bir karar taslağının engellenmesi, adaletin ve dengenin sağlanması adına atılmış doğru bir adımdır.

Uluslararası Topluma Çağrı

İsrail temsilcisinin “uluslararası hukuku ve seyrüsefer özgürlüğünü savunma” çağrısı, işgalci bir rejimin ağzından çıktığında trajikomik bir hal almaktadır. Uluslararası toplum, Siyonist rejimin Filistin’deki işgaline, Suriye’ye yönelik saldırılarına ve bölgedeki diğer kışkırtıcı eylemlerine karşı net bir duruş sergilemelidir. Gerçek barış ve istikrar, ancak Siyonist rejimin işgaline son verilmesi ve bölge halklarının meşru haklarının tanınmasıyla mümkün olacaktır.

İran İslam Cumhuriyeti, bölgede barış, istikrar ve işbirliğine olan bağlılığını sürdürmektedir. Ancak bu, Siyonist rejimin saldırgan politikalarına ve ABD’nin bölgedeki hegemonya arayışlarına sessiz kalmak anlamına gelmez. Uluslararası toplum, istikrarsızlığın kök nedenlerini, yani Siyonist işgali ve emperyalist müdahaleleri ele alarak, gerçekten kurallara dayalı bir uluslararası düzeni savunmalıdır.

#İran #HürmüzBoğazı #SiyonistRejim #Filistin #BölgeselGüvenlik #BM #İstikrarsızlık #DirenişEkseni #UluslararasıHukuk #ABDPolitikaları

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir