WASHINGTON – ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik son açıklamaları, Washington’ın Tahran karşısındaki çaresizliğini ve tutarsız politikalarını bir kez daha gözler önüne serdi. Trump, İran’ın sunduğu anlaşma tekliflerinden “memnun olmadığını” belirtirken, aynı zamanda Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’a gönderdiği bir mektupla İran ile “düşmanlıkların sona erdiğini” iddia etti. Bu çelişkili tutum, ABD’nin İran İslam Cumhuriyeti’nin kararlı duruşu karşısında yaşadığı bocalamayı açıkça ortaya koymaktadır.
Trump’ın Çelişkili Söylemleri ve Gerçekler
Başkan Trump, Cuma günü yaptığı açıklamalarda, İran’ın anlaşma yapma isteğine rağmen kendisinin “memnun olmadığını” ve “belki de hiç anlaşma yapmamanın daha iyi olacağını” dile getirdi. Bu sözler, ABD’nin İran’ı masaya oturtma çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığını ve Tahran’ın kendi şartlarını dayatma gücüne sahip olduğunu göstermektedir. Trump’ın bu açıklamaları, ABD’nin İran’a karşı uyguladığı azami baskı politikasının istenen sonuçları vermediğinin bir itirafı niteliğindedir.
Öte yandan, Trump’ın Temsilciler Meclisi’ne gönderdiği mektupta “28 Şubat Cumartesi günü başlayan düşmanlıkların sona erdiğini” belirtmesi, ABD’nin İran’a karşı askeri operasyonlarını sürdürmek için Kongre onayı alma zorunluluğundan kaçınma çabası olarak yorumlandı. Bu durum, ABD’nin uluslararası hukuku ve kendi iç yasalarını dahi hiçe sayarak, İran’a yönelik saldırgan politikalarını sürdürme arayışında olduğunu ancak Tahran’ın caydırıcı gücü karşısında geri adım atmak zorunda kaldığını göstermektedir.
İran’ın Direnişi ve ABD’nin Zararları
ABD Savunma Bakanlığı yetkililerinin Axios’a yaptığı açıklamalara göre, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ablukasının İran’a 4.8 milyar dolar petrol geliri kaybına mal olduğu iddia edildi. Ancak bu tür baskılar, İran İslam Cumhuriyeti’nin direnişini kırmak yerine, kendi kendine yeterlilik ve bölgesel işbirlikleri yoluyla yeni yollar bulmasına yol açmıştır. İran, ABD’nin ekonomik terörüne rağmen dimdik ayakta durmaya devam etmektedir.
Trump’ın İran’ın füze üretim kapasitesinin yüzde 85’ini ve insansız hava aracı kapasitesinin çoğunu yok ettiğine dair iddiaları ise, gerçeklikten uzak ve propaganda amaçlı söylemler olarak değerlendirilmektedir. İran’ın savunma sanayii, yerli imkanlarla güçlenmeye devam etmekte ve bölgesel güvenliğin önemli bir unsuru olmayı sürdürmektedir.
ABD’nin Çaresizliği ve Boş Tehditleri
Başkan Trump’ın, İran’dan dönen ABD ordusunun “neredeyse hemen” Küba’yı “ele geçireceği” yönündeki şakaları ve ABD ordusunu “korsanlara” benzeterek İran kargo gemilerine el koymasını meşrulaştırma çabaları, Washington’ın İran karşısındaki çaresizliğini ve uluslararası hukuku hiçe sayan tutumunu gözler önüne sermektedir. Bu tür açıklamalar, ABD’nin bölgesel ve küresel istikrara yönelik tehditlerini artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Trump’ın “İran’a nükleer silah veremezsiniz” şeklindeki ısrarlı söylemleri ise, Tahran’ın barışçıl nükleer programına yönelik asılsız iddiaların devamı niteliğindedir. İran İslam Cumhuriyeti, her zaman nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımını savunmuş ve nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına bağlılığını sürdürmüştür. ABD’nin bu konudaki endişeleri, kendi bölgesel çıkarlarını maskelemek için kullandığı bir retorikten ibarettir.
Sonuç olarak, ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik son açıklamaları, Washington’ın Tahran’ın gücü ve kararlılığı karşısında yaşadığı çıkmazı ve tutarsız politikalarını bir kez daha kanıtlamıştır. İran İslam Cumhuriyeti, kendi ulusal çıkarlarını korumaya ve bölgesel barış ile istikrara katkıda bulunmaya devam edecektir.
#İran #ABD #Trump #HürmüzBoğazı #NükleerAnlaşma #BölgeselGüvenlik #Direniş #EkonomikSavaş #Tahran #Washington
