Orta Doğu Petrolünün Görünmez Kahramanları: Hintli İşçilerin Fedakarlığı ve Yalnızlığı
Orta Doğu petrol endüstrisinin temel taşlarından biri olan Hintli göçmen işçiler, sektörün başlangıcından bu yana kritik bir rol oynamış olsalar da, çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçeklikle yüzleşiyorlar: görünmezlik. William and Mary Üniversitesi Antropoloji Profesörü Andrea Wright, bu işçilerin yetenekli zanaatkarlardan vasıfsız işçilere kadar uzanan geniş yelpazedeki önemli katkılarını vurguluyor.
Körfez’e Uzanan Zorlu Yolculuk ve Yüksek Kazançlar
Profesör Wright’ın ET Evoke’tan Srijana Mitra Das ile yaptığı söyleşide belirttiği üzere, Hintli göçmenlerin Orta Doğu’ya akışı, petrol endüstrisinin doğuşuyla birlikte hız kazandı. 1908’de İran’da petrolün keşfi ve 1930’larda Bahreyn’deki üretimin başlamasıyla birlikte, binlerce Hintli işçi bu topraklara yöneldi. Wright’ın ‘Unruly Labour’ adlı son kitabı, Hintlilerin petrol endüstrisindeki rolünü 1970’lere kadar incelerken, ‘Between Dreams and Ghosts’ adlı ilk kitabı ise çağdaş göçü ve özellikle vasıfsız veya yarı vasıflı erkek işçilerin durumunu ele alıyor.
Günümüzde vasıfsız işçilerin büyük bir kısmı Hindistan, Filipinler, Pakistan ve Bangladeş’ten gelirken, tarihsel olarak Hintli göçmenlerin çoğunluğu vasıflı zanaatkarlardan oluşuyordu. Bu durum, zaman içinde işgücü yapısında önemli bir değişime işaret ediyor.
Körfez’de çalışan Hintli işçiler, Hindistan’daki kazançlarına kıyasla 6 ila 10 kat daha fazla gelir elde edebiliyorlar. Bu yüksek kazanç, özellikle vasıfsız işçiler için geçerli olup, ailelerine gönderdikleri dövizlerle ülkelerinin ekonomisine de büyük katkı sağlıyorlar.
Yalnızlık, Zorlu Koşullar ve İstismar Riskleri
Ancak bu yüksek kazançların bir bedeli var. Profesör Wright, görüştüğü binden fazla işçinin büyük çoğunluğunun ailelerini özlediğini, derin bir yalnızlık hissi yaşadığını ve sevdiklerine karşı sorumlulukları konusunda sürekli endişe duyduğunu belirtiyor. Çoğu erkek işçi, şehir merkezinden uzakta, ranzalı odalarda, altı ila sekiz kişinin kaldığı yurtlarda yaşıyor.
Nadir de olsa, işçilerin kötü muamele gördüğü, hatta terk edildiği vakalar da yaşanıyor. 2010 yılında BAE’de bir şirketin sahibinin ülkeyi terk etmesiyle maaşsız, yiyeceksiz ve susuz kalan işçilerin durumu, bu kırılganlığın çarpıcı bir örneğiydi. Körfez ülkeleri koşulları iyileştirmek için çaba gösterse de, işçilerin yaşadığı yoğun yalnızlık ve ağır çalışma koşulları devam ediyor.
Sendikaların ve Grevlerin Tarihsel Dönüşümü
Bugün Arap Yarımadası’nda grev ve sendika faaliyetleri neredeyse yok denecek kadar azken, 1920’lerden 1940’lara kadar farklı milletlerden işçilerin bir araya gelerek düzenlediği çok sayıda grev yaşanmıştı. Ancak 1940’ların sonlarından itibaren bu uluslararası koalisyonların grevleri azaldı ve yerini milliyet bazlı grevler aldı.
1950’lerde Aden’de bir rafineri inşa eden tüm Hintli işçiler, ırkçılık, kötü konaklama ve kalitesiz yemek nedeniyle açlık grevine gitmişti. Hindistan hükümetinin müdahalesiyle değişiklikler sağlanmıştı. Ancak 1950’lerin sonlarında getirilen kısıtlayıcı iş kanunları, sendikalaşmayı ve grev yapmayı zorlaştırdı, hatta yasa dışı hale getirdi. 1960’lara gelindiğinde işçi grevleri tamamen durdu.
Rıza ve Güvenlik Mekanizmaları: Bir Sömürü Mirası
Profesör Wright, ‘Hintli işgücü göçünde rıza ve güvenliğin şeceresi’ kavramlarını açıklarken, işçilerin Körfez’e gitmek için genellikle yüksek miktarda borçlandığını belirtiyor. Emigrasyon kontrolü gerektiren (ECR) pasaportları olan işçiler için bu süreç daha da karmaşıklaşıyor. Bu düzenlemelerin kökeni, 1800’lerdeki sözleşmeli işçiliğe dayanıyor; zira bu sistem, işçilerin çalışma koşulları hakkında yeterince bilgi sahibi olmaması nedeniyle yeni bir kölelik biçimi olarak görülüyordu. Emigrasyon sistemi, işçilerin gerçekten rıza gösterip gösteremediği endişelerinden doğdu.
Petrol endüstrisinin ulusal güvenliğin odak noktası haline gelmesiyle birlikte, işçilerin kontrol edilebilirliği ve grev yapamaması daha da önem kazandı. Petrol şirketleri, yerel işçiler yerine Hintli, Pakistanlı ve Filipinli göçmen işçileri tercih etmeye başladı. Bu tercih, grev durumunda işçilerin kolayca işten çıkarılabilmesi ve siyasi şikayetlerinin dinlenmek zorunda kalınmaması gibi nedenlere dayanıyordu. Ayrıca, petrol endüstrisinin değişken işgücü ihtiyaçları, kısa süreli sözleşmelerle çalışan göçmen işçilerin istihdamını teşvik etti.
Görünmez Emek ve Küresel Kapitalizmin Etkileri
Orta Doğu’daki Hintli göçmen işgücünün çoğunlukla erkeklerden oluştuğu düşünülse de, kadınlar da ev işçiliğinden fabrika yöneticiliğine kadar çeşitli alanlarda önemli roller üstleniyorlar. Ancak, bir milyona yakın ECR pasaportunun çoğunluğu erkeklere ait.
Bölgedeki savaşlar ve belirsizlikler, göçmen işçilerin geleceğe dair endişelerini artırıyor. Birçoğu işlerini kaybediyor veya evlerine dönmeye çalışıyor.
Petrol fiyatları ve Hürmüz Boğazı gibi konular sürekli tartışılırken, milyonlarca göçmen işçinin varlığı ve yaşadıkları sorunlar neden göz ardı ediliyor? Wright, işgücünün, özellikle de göçmen işçilerin, kırılgan ve görünmez kılınması için çok çaba harcandığını belirtiyor. Körfez’de göçmen işçiler genellikle genel nüfustan ayrı kamplarda yaşıyorlar, bu da onların deneyimlerinin günlük yaşamda görünür olmasını engelliyor. Kısa süreli sözleşmeler ve geçicilik hissi, işgücünü istatistiksel olarak saymayı, görmeyi ve empati kurmayı zorlaştırıyor.
Hintli göçmen işçilerin durumu ile ABD’deki Meksikalı tarım işçilerinin durumu arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunuyor. Kapitalizmin, özellikle de neoliberal ideolojilerin, işçilere kötü muameleyi meşrulaştırdığına dikkat çekiliyor. Şirket politikaları, işçileri ve göçmenleri giderek daha fazla riske atıyor; güvenlik sorunlarında bile sorumluluk işçilere yükleniyor. Kısa süreli sözleşmeler ve dış kaynak kullanımı gibi uygulamalar, riskleri şirketlerden alıp bireylere yüklüyor, bu da işçileri daha savunmasız hale getiriyor.
Orta Doğu Petrol Endüstrisinin Temel Taşı: Hintli İşçiler
Hintli göçmen işçilerin Orta Doğu petrol endüstrisine en büyük katkısı, sektörün temelinden bugüne kadar olan varoluşunun merkezinde yer almalarıdır. Burma Oil’de çalışan Hintlilerin Körfez’e taşınmasıyla başlayan bu uluslararası uzmanlık, Körfez petrol endüstrisinin inşa edilmesine ve sürdürülmesine yardımcı oldu ve günümüzde de devam ediyor. Onlarsız, Orta Doğu petrol endüstrisinin bugünkü halini hayal etmek mümkün değildir.
