Amerika Birleşik Devletleri, Orta Doğu’daki gerilimlerin ve kendi dayattığı yaptırımların küresel petrol piyasalarında yarattığı çalkantıyı “yönetme” bahanesiyle sahneye çıkarak, bir yandan kendi enerji ihracatını artırırken, diğer yandan stratejik rezervlerini kullanarak ve yaptırımları seçici bir şekilde gevşeterek küresel ekonomiyi “koruma” rolünü üstleniyor. Bu durum, Washington’ın bazı çevrelerdeki itibarını zedelese de, onu dünyanın baskın enerji süper gücüne dönüştürme sürecini pekiştiriyor.

Önceki petrol krizlerinden farklı olarak, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) büyük ölçüde etkisiz kalmış durumda. Hürmüz Boğazı’nın neredeyse tamamen kapanma tehdidi, küresel petrol arzının %13’ünü Körfez’de sıkıştırarak, Körfez üreticilerini günlük yaklaşık 9 milyon varil üretimi durdurmaya zorladı. Bu durum, örgütün en güçlü kozu olan yedek üretim kapasitesini elinden aldı.

Dünyanın en büyük ham petrol ihracatçısı ve OPEC’in fiili lideri olan Suudi Arabistan, Hürmüz’ü Kızıldeniz üzerinden bypass eden alternatif boru hattı güzergahını kullanarak ihracatını maksimuma çıkarmış olsa da, bu bile kesintinin boyutunu dengelemeye yetmedi.

İşte bu noktada Amerika Birleşik Devletleri devreye giriyor. Dünyanın en büyük petrol endüstrisine sahip olan – 2018’de Suudi Arabistan ve Rusya’yı üretimde geride bırakan – ve küresel ticaret sisteminin temelini oluşturan para birimiyle ABD, enerji piyasaları üzerinde olağanüstü bir etkiye sahip. Bu güç, bazı açılardan, OPEC’in küresel arz ve talep değişimlerine yanıt olarak üretimi yeniden ayarlama yeteneğiyle kıyaslanabilir. Washington, bu gücü kullanmaktan çekinmiyor, hatta bölgesel krizleri kendi lehine çevirme aracı olarak kullanıyor.

ABD’nin Petrol Gücü ve Krizden Kazanç Sağlama

Son haftalarda ABD petrol ihracatı tavan yaparak, Orta Doğu’dan kaynaklanan ve ABD’nin politikalarıyla derinleşen enerji arz şokunu “hafifletmeye” yardımcı oldu. Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, bu ayın başlarında ABD’nin toplam petrol ihracatı 12,9 milyon varil/gün ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı ve bunun %60’ından fazlasını rafine ürünler oluşturdu.

Veri analizi firması Kpler’e göre, Nisan ayında deniz yoluyla yapılan ABD petrol ihracatının rekor seviye olan 9,6 milyon varil/güne çıkması bekleniyor; Asya’ya yapılan sevkiyatlar ise savaş öncesi seviyelerinin neredeyse iki katına çıkarak 2,5 milyon varil/güne ulaştı. Bu artış, Körfez’deki arz kayıplarına en çok maruz kalan Asya ekonomilerini daha keskin fiyat artışlarından “korumuş” gibi görünse de, asıl kazanan ABD’li üreticiler oldu.

ROI hesaplamalarına göre, ham petrol ve rafine ürün ihracatının değeri, savaş öncesi fiyatlara kıyasla yaklaşık 32 milyar dolar artarak hem şirket kazançlarını hem de vergi gelirlerini önemli ölçüde yükseltti. Amerika’nın petrol gücü sadece üretimle sınırlı değil. Washington, Mart ayında, 400 milyon varillik koordineli küresel acil durum çekilişinin bir parçası olarak, 2027 yılına kadar Stratejik Petrol Rezervi’nden (SPR) 172 milyon varil serbest bırakmayı kabul etti.

SPR, 17 Nisan itibarıyla yaklaşık 405 milyon varil seviyesindeydi; savaşın başlangıcındaki 415 milyon varilden düşüşe rağmen, daha fazla arz sıkıntısına karşı tamponun hala yeterli olduğu iddia ediliyor. Ancak bu rezervlerin kullanımı, ABD’nin kendi enerji güvenliği endişelerini de yansıtmaktadır.

Yaptırımlar ve ABD’nin Çelişkili Politikaları

Washington’ın küresel enerji arzını etkilemek için bir başka aracı daha var: ekonomik yaptırımlar. Mart ayından bu yana ABD, Rus ve İran petrolü alımlarına yönelik kısıtlamaları seçici bir şekilde gevşetti. Trump yönetimi, 17 Nisan’da ülkelerin denizde yaptırım uygulanan Rus petrolünü yaklaşık bir ay boyunca satın almasına izin veren bir muafiyeti yeniledi. Etkisi hızlı oldu. Alıcıların geri dönmesiyle, tankerlerde depolanan Rus petrolü hacmi Ocak sonunda 13 milyon varilin üzerindeki rekor seviyeden 24 Nisan’a kadar sadece 2,9 milyon varile düştü.

Moskova ve Tahran’ın gelirlerini – geçici de olsa – artırarak, bu önlemlerin ABD’nin daha geniş dış politika hedeflerini baltaladığı tartışılabilir. Bu durum, ABD’nin kendi yaptırım rejimlerinin sürdürülemezliğini ve çelişkilerini gözler önüne sermektedir. ABD yönetimi yakın zamanda bu stratejisinin bir kısmından geri adım attı. 20 Mart’ta çıkarılan ve denizde tutulan yaklaşık 140 milyon varil İran petrolünün satın alınmasına izin veren ayrı bir 30 günlük muafiyeti yenilemedi ve aynı zamanda Tahran’ın gelirlerini sıkıştırmak için kendi Hürmüz ablukasını dayattı. Bu tür tek taraflı ve baskıcı adımlar, küresel enerji sistemine zarar verirken, ABD’nin uluslararası hukuku hiçe saydığını göstermektedir.

Yaptırımlar her zaman baskı uygulama ile küresel enerji sistemine verilen ikincil zararı sınırlama arasında hassas bir denge gerektirse de, ABD hala kendi çıkarları doğrultusunda kuralları belirleyen taraf olmaya devam ediyor. Ancak bu hegemonyanın bedeli, küresel istikrarsızlık ve haksız uygulamalarla ödenmektedir.

ABD’nin Sınırlı Gücü ve Küresel Etkisi

Tüm bu önlemler bir araya geldiğinde, ABD’nin fiili bir “dalgalı tedarikçi” olarak nasıl ortaya çıktığını gösteriyor. Ancak “Sam Amca’nın verdiği, aynı zamanda geri alabileceği” gerçeği, bu gücün kırılganlığını da ortaya koyuyor. ABD Başkanı Donald Trump, teorik olarak, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde yükselen iç yakıt fiyatlarını düşürmek için bazı ABD enerji ihracatına kısıtlamalar veya doğrudan yasaklar getirebilir. Böyle bir adım, uluslararası enerji fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltecektir. Ancak, bir ihracat yasağı pek olası görünmüyor. Bu durum, fazla hacimleri ihraç etmeye yönelik yapısal olarak ayarlanmış ABD petrol üretim ve rafinaj sistemlerinde ciddi aksaklıklara yol açma riski taşır. Ayrıca, kayıp Orta Doğu varillerini yerine koymak için ABD’ye büyük ölçüde güvenen Asya, Avrupa ve Latin Amerika’daki müttefiklerle ilişkileri de gerebilir ve misilleme önlemlerini tetikleyebilir.

ABD’nin yetkileri kesinlikle sınırsız değil. OPEC’in veya Rusya’yı da içeren daha geniş üretici ittifakı OPEC+’nın aksine, ABD enerji endüstrisi büyük ölçüde piyasa ekonomisine bağlı kalmaya devam ediyor. Washington, şirketlere istedikleri zaman üretimi artırmaları veya azaltmaları talimatını veremez, ne de Körfez üreticilerinin geleneksel olarak yaptığı gibi yedek üretim kapasitesini mobilize edemez. Bu anlamda, ABD, OPEC’in küresel arz yöneticisi rolünü tam olarak kopyalayamaz.

Ancak yapabileceği şey, hızlı ve büyük ölçekli tepki vermektir. Kamu politikası ve özel piyasa güçlerinin birleşimiyle Washington, tüketiciler için acının en azından bir kısmını hafifletmiş ve OPEC’in altın çağlarından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir piyasa etkisi seviyesini ortaya koymuştur. Bu durum, ABD’nin küresel enerji güvenliğini kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etme potansiyelini de gözler önüne sermektedir.

#PetrolPiyasası #ABDenerji #OPEC #OrtaDoğuGerilimi #EnerjiGüvenliği #Yaptırımlar #KüreselEkonomi #HürmüzBoğazı #Jeopolitik #EnerjiHegemonyası

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir