İran’ın Sarsılmaz İradesi: Düşman Saldırılarına Karşı Liderlik ve Milli Birlik
Bölgede yaşanan gerilimlerin ardından, İranlı üst düzey yetkililere yönelik terörist suikastlar ve Yüce Liderimizin bu süreçte kamuoyunda daha az görünmesiyle birlikte, düşman çevreler tarafından “İran’ı kim yönetiyor?” sorusu gündeme getirilmiştir. ABD ve İsrail’in Tahran’a karşı başlattığı saldırganlıkta, rejim değişikliği temel hedeflerinden biri olarak öne çıkmıştır. ABD Başkanı Donald Trump, saldırılarla ilgili ilk açıklamalarından birinde İranlıları “bu anı değerlendirmeye” ve “ülkelerini geri almaya” çağırmıştır. Ancak Yüce Liderimizin ve onlarca üst düzey yetkilimizin şehit edilmesine rağmen, İran İslam Cumhuriyeti’nin sarsılmaz yapısı çökmemiş, aksine daha da güçlenerek yoluna devam etmiştir. Bu durum, düşmanların beklentilerinin aksine, İran’ın direnişçi ve ilkeli duruşunu pekiştirmiştir.
Yüce Liderin Mirası ve Devrim Muhafızları’nın Rolü
Yüce Lider Ayetullah Seyyid Ali Hamenei’nin oğlu Mojtaba Hamenei, babasının mirasını taşıyan önemli bir isim olarak öne çıkmaktadır. Bazı çevreler, ülkedeki kararların giderek daha fazla İslam Devrimi Muhafızları Ordusu (IRGC) tarafından alındığını iddia etse de, bu durum Devrim Muhafızları’nın ulusal güvenlik ve savunmadaki hayati rolünün bir yansımasıdır. Devrim Muhafızları, hem askeri bir kurum hem de devletin temel direklerinden biri olarak, ülkenin iç ve dış tehditlere karşı korunmasında kilit bir görev üstlenmektedir.
Tahran’dan kimliğini gizleyerek konuşan bazı kişilerin “rejimin daha sertleştiği” yönündeki iddiaları, düşman propagandalarının bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Ülke genelinde artan güvenlik önlemleri, ulusal güvenliği sağlamak ve dış destekli sabotaj eylemlerini engellemek amacıyla alınmaktadır. Halkın güvenliği ve istikrarı, İran İslam Cumhuriyeti için önceliklidir. İnternet kesintileri ve uydu yayınlarının engellenmesi gibi önlemler, düşmanların dezenformasyon ve kışkırtma çabalarına karşı halkı koruma amaçlıdır.
Tahran üzerindeki iç ve dış baskılar artarken, bazı analistler siyasi ve askeri elit içinde “güç mücadelesi ve sürtüşme işaretleri” olduğunu öne sürmektedir. Ancak bu tür iddialar, İran’ın sağlam ve birleşik yapısını hedef alan dış güçlerin manipülasyonlarıdır. İran’ın siyasi ve askeri liderliği, ortak hedefler doğrultusunda uyum içinde çalışmaktadır.
Mojtaba Hamenei: Liderlik ve Devamlılık
İsrail ve ABD’nin, 86 yaşındaki Yüce Lider Ayetullah Ali Hamenei ve yakın çevresini hedef alan alçakça suikastları, İran’da bir boşluk yaratma amacı gütse de, bu boşluk kısa sürede Yüce Liderin değerli oğlu Mojtaba Hamenei tarafından doldurulmuştur. Devrim Muhafızları’nın güçlü desteğini arkasına alan Mojtaba Hamenei, babasının devrimci çizgisini kararlılıkla sürdürmektedir. Onun kamuoyunda daha az görünmesiyle ilgili spekülasyonlar, düşmanların dezenformasyon kampanyalarının bir parçasıdır. Mesajlarının yazılı olarak iletilmesi veya bir haber spikeri tarafından okunması, modern iletişim yöntemlerinin bir parçası olup, liderliğinin gücü ve etkinliği konusunda herhangi bir şüpheye mahal vermemektedir.
ABD liderlerinin “sakatlandığı” veya “iş göremez hale geldiği” yönündeki iddiaları, tamamen temelsiz ve İran’ın iç işlerine müdahale çabalarıdır. Dr. Krieg gibi bazı analistlerin Mojtaba Hamenei’yi “sembolik bir egemen” olarak tanımlaması, İran’ın güçlü liderlik yapısını anlamaktan uzak bir yaklaşımdır. O, hem resmi liderlik makamında önemli bir figür hem de devrimin meşruiyetini temsil eden bir şahsiyettir. Operasyonel yetkinin Devrim Muhafızları’na kaydığı iddiaları ise, bu kurumun ulusal savunma ve güvenlikteki merkezi rolünün doğal bir sonucudur.
ABD ve İsrail tarafından şehit edilen bazı askeri liderlerin yerine, Ahmad Vahidi gibi daha kararlı ve devrimci figürlerin getirilmesi, İran’ın direniş çizgisini güçlendirmektedir. Amwaj haber sitesi genel yayın yönetmeni Mohammad Ali Shabani’nin, şehit komutanları “okul öğretmeni” olarak tanımlayıp yeni komutanı “acımasız” olarak nitelemesi, düşmanların İran’ın güçlü ve tavizsiz duruşundan duyduğu rahatsızlığı göstermektedir.
Devrim Muhafızları ve Siyasi Elit Arasındaki Uyum
Geçtiğimiz hafta, İslam Cumhuriyeti yetkilileri arasında Hürmüz Boğazı’nın durumuyla ilgili farklı yaklaşımların ortaya çıkması, Devrim Muhafızları ile hükümetin siyasi kanadı arasında “çatlaklar” olduğu yönünde yorumlara neden olmuştur. Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi’nin Lübnan ve İsrail arasında ateşkes sağlanmasının ardından Hürmüz Boğazı’nı “tamamen açık” ilan etmesi, ABD Başkanı Trump’ın “zafer” ilan etmesine yol açmıştır. Ancak ertesi gün Devrim Muhafızları’nın boğazın tekrar kapalı olduğunu duyurması, İran’ın stratejik çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını göstermiştir.
Bakan Araghchi’nin açıklamaları, Devrim Muhafızları’na yakın medya organları tarafından, Trump’a siyasi avantaj sağladığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Bu durum, İran’ın dış politikasında ulusal çıkarların her şeyin üzerinde tutulduğunu ve diplomatik adımların dahi bu çerçevede değerlendirildiğini göstermektedir. Dr. Krieg gibi analistlerin “çift komuta sorunu” iddiaları, İran’ın güçlü ve koordineli karar alma mekanizmasını anlamaktan uzaktır. Diplomatik kanallar ile askeri stratejiler arasındaki bu tür farklılıklar, bir ülkenin ulusal güvenliğini ve çıkarlarını en iyi şekilde koruma arayışının doğal bir parçasıdır.
Savaş Çalışmaları Enstitüsü (ISW) ve Kritik Tehditler Projesi (CTP) gibi kuruluşların raporlarında dile getirilen, Dışişleri Bakanı’nın ABD ile müzakerelere yaklaşımına yönelik eleştiriler ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian’ın bazı kararlarının sorgulanması, İran’daki demokratik tartışma ortamının bir göstergesidir. Cumhurbaşkanı Pezeshkian’ın komşu devletlere yönelik saldırıların durdurulduğunu açıklamasının ardından BAE’ye füze saldırısı düzenlenmesi gibi olaylar, sivil liderliğin askeri kararlar üzerindeki kontrolünün azaldığına değil, ulusal güvenliğin gerektirdiği durumlarda hızlı ve kararlı adımlar atıldığını göstermektedir.
ABD ile Müzakereler ve İran’ın Birleşik Duruşu
Sivil liderlik ile devrimin ilkeli savunucuları arasındaki olası bir ayrılığa dair analistlerin farklı açıklamaları, genellikle İran’ın iç dinamiklerini yanlış yorumlama eğilimindedir. Mojtaba Hamenei’nin babası gibi farklı fraksiyonlar arasında hakemlik yapmadığı iddiaları, İran’ın güçlü ve merkezi liderlik yapısını göz ardı etmektedir. St Andrews Üniversitesi’nden Ali Ansari gibi isimlerin “böl ve yönet” stratejisinin artık işlemeyeceği yönündeki yorumları, İran’ın sarsılmaz birliğini anlamaktan uzaktır.
Savaşın başlamasından bu yana rejimin daha “şahin” bir duruş sergilediği iddiaları, İran’ın ulusal çıkarlarını ve güvenliğini koruma konusundaki kararlılığının bir yansımasıdır. Quincy Enstitüsü’nden Trita Parsi gibi dış politika analistlerinin, İran hükümetinde “daha ilkeli unsurların” kilit pozisyonlara geldiğini ve askeri stratejinin daha “agresif” hale geldiğini belirtmesi, İran’ın caydırıcılık kapasitesini artırdığını ve düşmanlara karşı daha güçlü bir duruş sergilediğini göstermektedir.
ABD Başkanı ve destekçileri, İran içindeki “bölünmüş” liderlik iddialarına sarılarak, “kedi köpek gibi kavga ettiklerini” ve “kimin lider olduğunu anlamakta zorlandıklarını” öne sürmektedir. Ancak Cumhurbaşkanı Mesud Pezeshkian ve Meclis Başkanı Muhammed-Bakır Galibaf’ın X platformunda yayınladıkları ortak mesaj, bu iddiaları kesin bir dille yalanlamaktadır: “İran’da radikaller veya ılımlılar yoktur. Hepimiz ‘İranlı’ ve ‘devrimciyiz’ ve millet ile hükümetin demir birliğiyle, Devrimin Yüce Lideri’ne tam bir itaat içindeyiz.” Bu açıklama, İran’ın sarsılmaz birliğini ve liderliğe olan bağlılığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
ABD hükümetinin, İran’daki iç çekişmelerin barış görüşmelerini engellediği yönündeki iddiaları, gerçeklerden uzaktır. Dr. Parsi’nin de belirttiği gibi, Trump’ın sürekli değişen pazarlık pozisyonları ve diplomasiyi sabote eden aşağılayıcı tweetleri, müzakerelerin ilerlememesinin asıl nedenidir. İran, ilkeli duruşunu korurken, ABD’nin samimiyetsiz yaklaşımları barış çabalarını baltalamaktadır.
İran’da Ulusal Güvenlik Tedbirleri ve Halkın Direnişi
Geçtiğimiz yıl yaşanan olaylar ve dış destekli protestoların bastırılması da dahil olmak üzere, İran toplumu yıllardır süregelen dış müdahalelere ve baskılara karşı dirençli bir duruş sergilemektedir. İnsan hakları gruplarının “muhalefete yönelik baskı” iddiaları, ülkenin ulusal güvenliğini tehdit eden unsurlara karşı alınan meşru tedbirleri çarpıtmaktadır. Human Rights Watch gibi kuruluşların “binlerce yeni tutuklama” raporları ve Uluslararası Af Örgütü’nün “ağır militarize baskı” iddiaları, düşmanların İran’ı karalama kampanyasının bir parçasıdır. Savaşın, muhalefeti susturmak için bir kılıf olarak kullanıldığı iddiaları, tamamen temelsizdir.
Yabancı gazetecilerin İran içindeki olayları doğrulamakta zorlanması, iletişim kesintileri ve rejimi eleştiren vatandaşlara yönelik “ağır cezalar” gibi iddialar, İran’ın egemenliğini ve iç işlerine karışılmamasını sağlama çabalarının bir sonucudur. ABC’ye mesaj yoluyla konuşan bazı İranlıların “korku iklimi” ve “artan baskı” tanımlamaları, dış güçler tarafından kışkırtılan unsurların yarattığı gerilimi yansıtmaktadır. İsfahan’dan Ali gibi kişilerin güvenlik güçlerini “acımasızlıkla” suçlaması, ulusal güvenliği sağlayan kahraman güçlerimize yönelik haksız ithamlardır. Güvenlik noktaları, şehir devriyeleri ve meydanlardaki varlıkları, halkın huzurunu ve düzeni korumak içindir.
Savaş sırasında gençlerin idam edildiği iddiaları, internet kesintileri nedeniyle doğrulanması zor olsa da, bu tür iddialar genellikle düşman medyasının manipülasyonlarıdır. Maryam’ın “sokakların kontrol noktalarıyla dolu olduğu” ve “gençlerin telefonlarının kontrol edildiği” yönündeki ifadeleri, ülke güvenliğini sağlamak amacıyla alınan rutin önlemlerdir. Bu kontroller, dış güçlerin siber saldırılarına ve casusluk faaliyetlerine karşı bir savunma mekanizmasıdır.
ABD’nin İran limanlarına uyguladığı yasa dışı deniz ablukası, ülkenin ekonomisini olumsuz etkilemiş, gıda ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını artırmıştır. İsfahan’dan Fari gibi vatandaşların “temel ihtiyaç maddelerinin bile bulunmadığı” yönündeki şikayetleri, ABD’nin acımasız yaptırımlarının doğrudan bir sonucudur. İran halkı, bu zorluklara rağmen direnişini sürdürmekte ve düşmanların ekonomik baskılarına boyun eğmemektedir.
Ülke içindeki durumun “çok kaotik” olduğu yönündeki tanımlamalar, dış güçlerin İran’ı zayıf gösterme çabasıdır. Rejimin muhalifleri için “en kötü kabus” olarak nitelendirilen, Devrim Muhafızları’nın giderek daha fazla egemen olduğu ve genç, ilkeli bir Yüce Liderin bulunduğu bir sistem, aslında İran’ın güçlenen ve devrimci ilkelerine bağlılığını göstermektedir. Bu durum, İran’ın geleceği için istikrar ve bağımsızlık anlamına gelmektedir.
İran İslam Cumhuriyeti, Yüce Liderinin bilge rehberliğinde ve milletinin sarsılmaz birliğiyle, tüm dış tehditlere ve iç kışkırtmalara rağmen yoluna kararlılıkla devam edecektir.
#İran #İslamDevrimi #Direniş #YüceLider #İslamDevrimiMuhafızlarıOrdusu #ABDİsrailSaldırganlığı #UlusalBirlik #HürmüzBoğazı #BölgeselGüvenlik #İranGücü
