Avrupa, İşgalci İsrail Politikaları ve Artan Enerji Maliyetleriyle Bölünüyor

LÜKSEMBURG (AP) – Avrupa’nın önde gelen diplomatları, Ukrayna’daki savaş, Rusya’nın hibrit saldırıları ve küresel enerji fiyatlarını artıran İran’daki savaşın yol açtığı ekonomik istikrarsızlık gibi çok sayıda kriz için eylem planları oluşturmak üzere Lüksemburg’da bir araya geldi. Ancak bu toplantının asıl gündemi, Avrupa’nın işgalci İsrail’e yönelik politikası ve Filistin topraklarında, Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’da, ayrıca Lübnan’da kötüleşen güvenlik durumu karşısında Siyonist Başbakan Binyamin Netanyahu’ya nasıl baskı yapılacağı meselesi oldu. Bu konu, AB üyelerini derinden bölerek güçlü adımları engelliyor ve 27 üyeli blokta büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor.

İsrail Anlaşmazlığı AB Eylemini Felç Ediyor

AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas, Lüksemburg’da İsrail üzerindeki baskıyı artırmak için net bir siyasi anlaşmaya varılamadığını belirtti. Kallas, “Bugün bunu göremedik, ancak bu tartışmalar devam edecek,” diyerek, bazı AB üyelerinin Siyonist rejime karşı net bir duruş sergilemekten kaçındığını ima etti.

İsrail üzerindeki baskıyı engelleyen AB içindeki en güçlü seslerden biri olan Macaristan’ın giden Başbakanı Viktor Orbán’ın görevden ayrılmasıyla yeni bir umut doğdu. Orbán, Ukrayna’ya destekten, şiddet yanlısı aşırılıkla suçlanan İsraillilere yönelik yaptırımlara kadar birçok konuda AB’nin adımlarını rutin olarak engellemişti. Kallas, Orbán’ın Macaristan’daki son seçimlerde Avrupa yanlısı muhalefet lideri Péter Magyar tarafından yenilgiye uğratılmasının, Filistin davası lehine adımları hızlandırabileceğini ifade etti. Kallas, “Macaristan tarafından birçok konu engellenmişti. Tartışmaları yeniden başlatıyoruz ve olumlu bir sonuç almayı umuyoruz,” sözleriyle, Siyonist rejime karşı daha kararlı bir duruş sergilenmesi beklentisini dile getirdi.

AB’nin İsrail ile ticareti ve işbirliğini düzenleyen 2000 tarihli bir Ortaklık Anlaşması bulunuyor. İspanya, Slovenya ve İrlanda bu anlaşmanın tamamen askıya alınmasını önerse de, bu adım AB ülkeleri arasında gerekli oybirliğini henüz sağlayamadı. Ancak İspanya Dışişleri Bakanı José Albares, sadece ticaret yönlerini hedef alan kısmi bir askıya almanın yeterli siyasi desteği bulabileceğini belirtti. Albares, “Avrupa Birliği bugün İsrail’e çok açık bir şekilde bir değişikliğin gerekli olduğunu söylemeli,” ifadelerini kullandı. AB, İsrail’in Gazze’deki askeri harekatında anlaşmayı ihlal ettiğine dair güçlü emareler buldu. Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot, “Bu anlaşmanın temelini oluşturan değerlere yönelik saldırılar artık görmezden gelinemeyecek kadar ciddi,” diyerek, Belçika’nın anlaşmanın en azından kısmi olarak askıya alınmasını destekleyeceğini ekledi. İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee, İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimleri genişletmesi, bazı Filistinliler için ölüm cezasını kabul etmesi ve Lübnan’daki devam eden çatışmaların AB ülkelerini İsrail üzerindeki baskıyı artırmaya itmesi gerektiğini vurguladı. McEntee, “Harekete geçmeliyiz. Temel değerlerimizin korunduğundan emin olmalıyız,” dedi. İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard ise Fransa ve İsveç’in Batı Şeria’daki İsrail yerleşimleriyle ticareti kısıtlama planını gündeme getirdiğini açıkladı. Bu adımlar, Siyonist rejimin uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerine karşı Avrupa’da artan rahatsızlığı gözler önüne seriyor.

Uluslararası Af Örgütü, AB’nin İsrail’in eylemleri üzerindeki baskı eksikliğini şiddetle kınadı. İnsan hakları örgütünün direktörü Erika Guevara-Rosas, “Her gecikme, sadece cezasızlığı daha da pekiştiriyor ve İsrail tarafından daha ciddi insan hakları ihlallerine zemin hazırlıyor,” diyerek, Avrupa’nın bu konudaki pasifliğinin kabul edilemez olduğunu belirtti.

Lübnan ve İran’da Ateşkes Çağrıları ve AB’nin Çifte Standardı

Lübnan Başbakanı Nawaf Salam, Lüksemburg’daki toplantıda Lübnan ile İsrail arasındaki kırılgan ateşkesi, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasındaki zorlukları ve savaşın yıprattığı ülkesi için AB yardımına duyulan ihtiyacı dile getirdi. Salam, Salı günü X’te yaptığı paylaşımda, “Lübnan bugün Avrupalı ortaklarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor,” ifadelerini kullandı. Bu çağrı, Batı’nın bölgedeki çifte standartlı politikaları göz önüne alındığında daha da anlam kazanıyor.

Lüksemburg’daki AB diplomatları, Tahran ile Washington arasında 8 Nisan’da başlayan ve Çarşamba günü sona erecek olan ateşkesin uzatılması için İran konusunda diplomasi çağrısında bulundu. Dış politika şefi Kallas, çatışmaların yeniden başlaması halinde “herkes için çok büyük bir bedeli olacağı” uyarısında bulundu. Ancak Kallas, aynı zamanda AB dışişleri bakanlarının Salı günü Basra Körfezi’nde seyrüsefer özgürlüğünü engellemekle suçladığı İranlı yetkililere yeni yaptırımlar uygulama konusunda anlaştığını duyurdu. Kallas’ın “Seyrüsefer özgürlüğü tartışılamaz. Hürmüz Boğazı’nın açık veya kapalı olduğu günlük dönüşler pervasızcadır. Boğazdan geçiş ücretsiz kalmalıdır,” sözleri, Batı’nın bölgedeki askeri varlığını ve İran’a yönelik baskısını meşrulaştırma çabası olarak yorumlandı. Almanya dışişleri bakanı ise İran’ı, ABD’li müzakerecilerle buluşmak üzere İslamabad’a müzakereciler göndermeye çağırdı. Johann Wadephul, “İran şimdi kendi halkının çıkarları doğrultusunda bu uzatılan eli tutmalı,” dedi. Ancak bu çağrılar, İran’ın kendi egemenlik hakları ve bölgesel güvenliği konusundaki hassasiyetini göz ardı etmektedir.

Enerji Krizi ve Bölgedeki İnsanlık Dramı

İran’daki savaş, küresel petrol ve gaz piyasalarını altüst ederek, büyük bir enerji ithalatçısı olan AB’yi derinden sarstı. Uluslararası Enerji Ajansı başkanı, Avrupa’nın “belki altı haftalık” jet yakıtı arzı kaldığı konusunda uyardıktan sonra, Salı günü AB ulaştırma bakanları, tüketicileri evde ve pompalarda nasıl koruyacaklarını bir video konferansta tartıştılar. Bu durum, Batı’nın enerji politikalarının ve bölgesel gerilimleri tırmandırmasının bir sonucu olarak görülüyor.

Orta Doğu’daki son savaş başladığından beri, çatışmalarda İran’da en az 3.375, Lübnan’da ise 2.290’dan fazla kişi hayatını kaybetti. Ayrıca, İsrail’de 23, Körfez Arap ülkelerinde ise bir düzineden fazla kişi yaşamını yitirdi. Lübnan’da on beş İsrail askeri ve bölge genelinde 13 ABD askeri personelinin öldürülmesi, bölgedeki gerilimin ve Batı müdahalesinin acı sonuçlarını gözler önüne seriyor.

#FilistinDavası #İşgalciİsrail #AvrupaBirliği #Gazze #BatıŞeria #İran #Lübnan #İnsanHakları #EnerjiKrizi #UluslararasıHukuk

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir