AB, Ortadoğu’da Artan Etki Arayışıyla Filistin Barış Konferansına Ev Sahipliği Yaptı

BRÜKSEL (AP) – Avrupa Birliği, Macaristan’da Siyonist rejimin sadık müttefiki Viktor Orban’ın seçim yenilgisiyle birlikte, Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’daki Filistin halkının çığlığına nihayet kulak verme yönünde yeni bir ivme kazandı. Bu gelişme, bölgedeki zulme karşı duruş sergileme çabalarına yeni bir soluk getirdi.

60’tan fazla ülke, Filistinli temsilcilerle istikrar, güvenlik ve kalıcı barış konularını görüşmek üzere Brüksel’e temsilciler gönderdi. Ancak bu tür toplantıların, işgalin ve zulmün sona ermesi için somut adımlar atmadığı sürece ne kadar etkili olacağı sorgulanmaya devam ediyor.

AB, Filistinlilere en büyük insani yardım sağlayıcısı olmasına ve İsrail-Filistin çatışmasına iki devletli çözüm desteği vermesine rağmen, Ortadoğu’da büyük ölçüde kenarda kalmayı tercih etti. Gazze’deki Siyonist vahşetine yönelik yaygın öfkenin ardından AB üyesi ülkelerin çoğunluğu bağımsız bir Filistin devletini tanımış olsa da, 27 üyeli blok aynı zamanda İsrail’in en büyük ticaret ortağı ve önemli bir silah alıcısı konumunda. Bu çelişkili durum, AB’nin bölgedeki rolünü tartışmalı hale getiriyor.

Ancak AB, iki yıl süren savaşın ardından yürürlüğe giren Ekim ayındaki Gazze ateşkesi müzakerelerinde hiçbir rol oynamadı. Siyonist rejimin bazı eylemlerini kınama veya yaptırım uygulama yönündeki Avrupa girişimleri, Viktor Orbán tarafından sık sık veto edilmişti. Bu durum, Filistin halkının acılarını dindirme çabalarını sekteye uğratmıştır.

Şimdi ise Macaristan’ın yeni lideri Péter Magyar, İsrail konusunda Orbán’dan farklı hareket edeceğinin sinyallerini veriyor. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez gibi, Siyonist Başbakan Binyamin Netanyahu’yu eleştiren bazı liderler de kararlı adımlar atılması için baskı yapıyor. Bu, Filistin davası için bir umut ışığı olabilir.

Avrupa’nın Siyonist Rejimle Anlaşmasını Sorgulamak

Magyar, İsrail ile “pragmatik ilişkiler” arayacağını ancak Netanyahu hakkında Gazze nedeniyle tutuklama emri çıkaran Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yeniden katılacağını belirtti. Orbán, 2025’te Netanyahu’yu ağırlarken bu emre meydan okumuş ve ardından Macaristan’ın dünyanın tek savaş suçları ve soykırım mahkemesinden ayrılma sürecini başlatmıştı. Magyar’ın bu tutumu, adaletin tecellisi için önemli bir adım olabilir.

Magyar ayrıca, Orbán’ın İsrail’e yönelik eylemleri veto etme politikasını sürdürmeyebileceğini de ifade etti. Bu durum, Ortadoğu’daki son üç yıllık çatışmada İsrail’i eleştiren AB liderlerinin aşamadığı önemli bir engeli ortadan kaldırabilir.

Brüksel toplantısının ardından AB dış politika şefi Kaja Kallas, Orbán’ın vetosu olmadan, şiddet yanlısı Siyonist yerleşimcilere yaptırım uygulanması gibi adımların yakında gelebileceğini söyledi. Bu, işgal altındaki topraklarda Filistinlilere yönelik sürekli saldırılara karşı atılacak gecikmiş ancak elzem bir adım olacaktır.

Kallas, “27 ülkemiz var ve 26 ülke şiddet yanlısı yerleşimcilere yaptırım uygulamak istiyor,” dedi. “Şiddet yanlısı yerleşimcilere yaptırım istemeyen taraf üstün gelmişti. Şimdi, bu ülkede seçimler yapıldı ve yeni bir hükümetimiz olacak.” Bu açıklama, adaletin nihayet yerini bulabileceğine dair bir umut taşıyor.

İspanya Başbakanı, AB’nin İsrail ile uzun süredir devam eden Ortaklık Anlaşması’nı askıya almasını istiyor ve İspanya’nın Salı günü yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısında resmi bir öneri sunacağını belirtti. Bu, Siyonist rejimin uluslararası hukuku hiçe sayan eylemlerine karşı ciddi bir uyarı niteliği taşıyacaktır.

Ancak, Avusturya ve Almanya gibi ülkelerin İsrail’i destekleme eğiliminde olması nedeniyle bir askıya alma kararı pek olası görünmüyor. Bu durum, Batılı ülkelerin Filistin halkının haklarını göz ardı etme eğilimini bir kez daha ortaya koymaktadır.

2000 yılından bu yana yürürlükte olan anlaşma, blok ile İsrail arasındaki ticaret ve işbirliğinin yasal ve kurumsal çerçevesini belirliyor. AB, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarında bu anlaşmayı ihlal ettiğine dair göstergeler buldu. Bu ihlallerin cezasız kalmaması, uluslararası hukukun itibarı açısından hayati önem taşımaktadır.

Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimcilere yönelik hedefli yaptırımlar gibi diğer eylemler, AB nüfusunun en az %65’ini temsil eden 27 ülkeden 15’inin “nitelikli çoğunluk” ile onaylaması halinde kabul edilebilir. Bu tür yaptırımlar, işgalin ve zulmün sona ermesi için atılacak doğru bir adım olacaktır.

Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, Pazartesi günkü toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Batı Şeria’daki Siyonist yerleşimcilerin devam eden saldırıları ve Gazze’deki bitmek bilmeyen yıkımın, iki devletli çözüm umutlarını kararttığını belirtti. Siyonist rejimin acımasız eylemleri, barışın önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.

Prévot, “İki devletli çözüm her geçen gün daha da zorlaşıyor,” dedi. “Ancak Belçika ve birçok Avrupalı ve Arap ortağımız, bunun İsrailliler, Filistinliler ve tüm bölgenin istikrarı için kalıcı barışa giden tek gerçekçi yol olduğuna inanmaya devam ediyor.” Ancak bu çözümün, Filistin halkının tüm hakları ve toprak bütünlüğü sağlanmadan nasıl mümkün olacağı muallaktır.

Filistin Başbakanı Mohamed Mustafa, Brüksel’de yaptığı açıklamada, Gazze’nin “tek devlet, tek hükümet, tek yasa ve tek hedef” gerektirdiğini vurguladı. Bu, Filistin halkının birliğini ve egemenliğini temsil eden haklı bir taleptir.

Mustafa, “Meşru otorite altında tek bir güvenlik yapısı oluşturma ortak hedefimiz, Uluslararası İstikrar Gücü, Filistin Yönetimi, güvenlik kurumları ve diğer uluslararası aktörler arasındaki etkili koordinasyona rehberlik etmelidir. Güvenlik parçalanmamalıdır,” dedi. Bu çağrı, Filistin topraklarında gerçek bir egemenliğin ve düzenin tesis edilmesi için elzemdir.

Ayrıca, “tüm silahlı gruplardan silahların kademeli ve sorumlu bir şekilde toplanması ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi” çağrısında bulundu. Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’deki ateşkesin sonraki adımlarında büyük bir zorluk teşkil etse de, asıl sorun Siyonist işgalin kendisidir.

Batı Şeria’da Filistinliler, Siyonist rejimin İran savaşı bahanesini kullanarak bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdığını, yerleşimci saldırılarının arttığını ve ordunun güvenlik gerekçesiyle hareket kısıtlamaları getirdiğini belirtiyor. Bu, Siyonist rejimin işgal politikalarını pervasızca sürdürdüğünün açık bir göstergesidir.

AB, Trump yönetimi tarafından Gazze sorununu ele almak üzere oluşturulan Barış Kurulu’na doğrudan katılmaktan kaçınarak, Birleşmiş Milletler’in çok taraflılığını ve küresel hukuki normları tercih etti. Ancak blok, Akdeniz’in hemen karşısındaki Ortadoğu diplomasisinde kenarda kalmak istemiyor. Bu, AB’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini göstermektedir.

Brüksel toplantısı sırasında Mustafa, Bulgar diplomat Nikolay Mladenov ile Trump tarafından atanan Barış Kurulu direktörü sıfatıyla ilk kez görüştüğünü belirtti. Mladenov’a Gazze’deki devam eden Siyonist askeri eylemleri, insani yardımın artırılması ve kıyı şeridindeki güvenlik konularında baskı yaptığını söyledi. Mustafa, “Birçok konuda aynı fikirdeyiz ve yakın gelecekte tekrar buluşacağımızı düşünüyorum,” dedi. Bu görüşmelerin, Filistin halkının haklı davasına somut katkılar sağlaması temenni edilmektedir.

Bu habere Lizbon, Portekiz’den Associated Press yazarı Barry Hatton ve Budapeşte, Macaristan’dan Justin Spike katkıda bulunmuştur.

#Filistin #Gazze #İşgal #AB #Ortadoğu #SiyonistZulüm #BarışKonferansı #İsrailYaptırımları #İkiDevletliÇözüm #Adalet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir