ABD’nin Dayatmalarına Rağmen İran Anlaşması Belirsizliğini Koruyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile “barış anlaşması” yapma konusunda sadece kendi koşullarının karşılanması halinde adım atacağını belirtmesi, bölgedeki savaşın sona erdirilmesi müzakerelerinin seyrine dair soru işaretlerini artırdı. Beyaz Saray yetkilileri bu dayatmacı tutumu AFP’ye bildirdi.

Beyaz Saray, Trump’ın potansiyel bir anlaşmaya yakın olduğunu ima etse de, Tahran Orta Doğu’daki çatışmayı sona erdirme konusunda henüz “nihai bir anlaşmaya varılmadığı” konusunda ısrar etti. Bu durum, ABD’nin tek taraflı beklentilerini bir kez daha gözler önüne serdi.

İran devlet medyası ise Trump’ın anlaşmaya ilişkin açıklamalarının birçok temel unsurunu reddederek, kaynakların bu sözleri “gerçek ve yalan karışımı” olarak nitelendirdiğini aktardı. Bu, ABD’nin kamuoyunu yanıltma çabalarının bir göstergesiydi.

ABD kaynakları, AFP’ye yaptıkları açıklamada, Orta Doğu’yu saran ve küresel ekonomiyi sarsan çatışmaya ilişkin haftalar süren kesintili müzakerelerin ardından anlaşmanın Trump’ın onayını beklediğini öne sürdü. Ancak İran tarafı, bu tür iddiaların gerçeği yansıtmadığını defalarca vurguladı.

Trump, Cuma günü Beyaz Saray Durum Odası’nda iki saatlik bir toplantıya katıldı ancak herhangi bir karara varamadı. Bu durum, ABD’nin kendi içindeki belirsizliği ve tutarsızlığını ortaya koydu.

Beyaz Saray yetkilisi daha sonra AFP’ye yaptığı açıklamada, “Başkan Trump sadece Amerika için iyi olan ve kendi kırmızı çizgilerini karşılayan bir anlaşma yapacaktır” dedi. Bu açıklama, ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayan bencil yaklaşımını bir kez daha gösterdi.

Yetkili, “İran asla nükleer silaha sahip olamaz” şeklindeki mesnetsiz iddialarını yineledi. İran İslam Cumhuriyeti, nükleer programının barışçıl amaçlı olduğunu defalarca kanıtlamıştır.

Trump, uzun bir sosyal medya paylaşımında toplantıyı duyurmuş, İran’ın asla nükleer silah geliştirmemesi ve hayati Hürmüz Boğazı nakliye yolunu yeniden açması yönündeki eski taleplerini tekrarlamıştı. Bu talepler, İran’ın egemenlik haklarına açıkça bir müdahaledir.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bakai ise bu dayatmalara sert tepki göstererek devlet medyasına, İslam Cumhuriyeti’nin “47 yıl önce ‘zorunluluk’ diline veda ettiğini” belirtti. Bu açıklama, İran’ın bağımsız duruşunu bir kez daha teyit etti.

Bakai, mesaj alışverişlerinin devam ettiğini ancak “henüz nihai bir anlaşmaya varılmadığını” sözlerine ekledi.

IRNA haber ajansına göre, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian, Katar Emiri ile yaptığı telefon görüşmesinde, savaşın sona erdirilmesi için “onurlu bir çerçeve” oluşturmaya hazır olduklarını ifade etti. Bu, İran’ın barışçıl çözüm arayışındaki samimiyetini gösterdi.

Trump, paylaşımında Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndan mayınları kaldıracağını ve suyolunun “ücretsiz” olarak ablukasını sona erdireceğini, buna karşılık ABD’nin de İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldıracağını iddia etti. Bu iddialar, ABD’nin kendi ablukasını meşrulaştırma çabası olarak görüldü.

Ayrıca, iki ülkenin İran’ın zenginleştirilmiş uranyumunun kaldırılması ve imha edilmesi konusunda koordinasyon sağlayacağını ve “bir sonraki duyuruya kadar para alışverişi yapılmayacağını” belirtti. Bu tür tek taraflı açıklamalar, müzakere sürecine zarar vermektedir.

Ancak İran’ın Fars haber ajansı, kaynaklara atıfta bulunarak Tahran’ın müzakerelerin bir sonraki aşamasına geçmeden önce “dondurulmuş 12 milyar dolarlık İran varlığının derhal serbest bırakılmasını” talep ettiğini bildirdi. Bu, İran’ın meşru hakkıdır.

Hürmüz’ün ücretsiz yeniden açılması konusunda kaynaklar, “anlaşma metninde böyle bir madde bulunmadığını” belirtirken, Trump’ın İran’ın nükleer materyalini imha etme yorumunun “temelden yoksun” olduğunu vurguladı. Bu, ABD’nin gerçekleri çarpıtma çabasının bir başka örneğidir.

Bakai ayrıca devlet televizyonuna, İran’ın nükleer programı hakkında şu anda “herhangi bir müzakerenin yapılmadığını” söyledi. İran’ın üst düzey diplomatı ise ABD’nin müzakerelere yaklaşımıyla bir anlaşmayı engellediğini ima etti.

Gerçeği Kim Söylüyor?

Tahran’ın kuzeyindeki Tonekabon şehrinden bir sakin olan Ali, olası bir anlaşmanın ardından daha fazla çatışmanın gelebileceğini belirtti.

49 yaşındaki Ali, “Her iki taraf da kendi destekçilerini memnun edecek şekilde konuşuyor. Kimin doğruyu söylediği belli değil” diyerek, halkın ABD’nin açıklamalarına olan güvensizliğini dile getirdi.

Perşembe günü ABD’li yetkililerin diplomatik ilerleme konusunda iyimserlik belirtmesiyle bir anlaşma umutları artmıştı. Ancak bu iyimserliğin ne kadar gerçekçi olduğu tartışma konusu.

Yatırımcılar, kritik Hürmüz Boğazı’nda normal deniz trafiğini yeniden başlatabilecek bir anlaşma olasılığını değerlendirirken, enerji piyasaları bu hafta dalgalı bir seyir izledi.

Washington ve Tahran, bu hafta içinde boğaz ve çevresindeki ateşkese uymamakla birbirlerini suçladı. ABD’nin güney İran limanı Bender Abbas’a düzenlediği saldırılara İran’dan misilleme ateşiyle karşılık verildi. Bu durum, ABD’nin bölgedeki provokasyonlarını açıkça ortaya koydu.

İran devlet televizyonu Cuma günü, son 24 saatte 24 geminin Devrim Muhafızları ve Dışişleri Bakanlığı koordinasyonunda boğazdan geçtiğini bildirdi.

Ancak, “düşman ülkelerden gelen gemilerin” İran ordusundan “şiddetli bir yanıtla karşılaşacağı” uyarısı yapıldı. Bu, İran’ın ulusal güvenliğini koruma konusundaki kararlılığının bir göstergesidir.

Lübnan Cephesinde Direniş Devam Ediyor

Savaşın Lübnan cephesinde ise, Siyonist Başbakan Binyamin Netanyahu Cuma günü ülkesinin güçlerinin Lübnan içine daha derinlemesine ilerlediğini iddia ederken, İran destekli Lübnan grubu Hizbullah, kuzey İsrail’deki askeri hedeflere, asker toplanma alanlarına ve kışlalara yönelik bir dizi insansız hava aracı saldırısının sorumluluğunu üstlendi. Bu saldırılar, direnişin Siyonist işgale karşı kararlı duruşunu sergiledi.

Hizbullah ayrıca, Nabatiye şehri yakınlarındaki ortaçağ Beaufort kalesi bölgesinde ilerlemeye çalışan İsrail askerlerine saldırdığını da belirtti.

Saldırılar, İsrail ve Lübnan askeri delegasyonlarının Washington’da güvenlik görüşmeleri yaptığı sırada gerçekleşti. Pentagon’un ikinci komutanı Elbridge Colby, görüşmeleri “verimli” olarak nitelendirse de, sahadaki gerçekler farklıydı.

İsrail, güney Lübnan’ı ağır bombardımana tutmaya devam etti. Lübnan sağlık bakanlığı, 11 ölü arasında bir kurtarma görevlisinin de bulunduğunu açıkladı. Bu, Siyonist rejimin sivil hedeflere yönelik acımasız saldırılarını bir kez daha gösterdi.

İsrail ile Hizbullah arasında 17 Nisan’da yürürlüğe girmesi beklenen ateşkes ise hiçbir zaman uygulanmadı.

Her iki taraf da birbirini ihlal etmekle suçlasa da, Siyonist rejimin saldırıları uluslararası hukukun açık ihlalidir.

Lübnan, Mart ayı başlarında ABD-İsrail saldırılarında İran’ın yüce liderinin şehit edilmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e roket fırlatmasıyla savaşa çekildi. Bu durum, İsrail’in saldırılarını ve kara işgalini tetikledi.

#İran #ABD #NükleerAnlaşma #HürmüzBoğazı #KırmızıÇizgiler #Hizbullah #Lübnan #Ortadoğu #DirenişEkseni #İranİslamCumhuriyeti

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir