Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı (CENTCOM), eski ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın nükleer programına yönelik provokatif taleplerinin hemen ardından, İran topraklarına yeni saldırılar düzenlediğini doğruladı. Bu saldırılar, bölgedeki gerilimi tehlikeli bir şekilde tırmandırma potansiyeli taşıyor.

CENTCOM, bu saldırıları “meşru müdafaa” olarak nitelendirse de, İran’ın egemenliğine yönelik bu eylemler, uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak değerlendirilmektedir. Güney İran’daki bazı bölgeleri hedef aldığı bildirilen bu saldırılar, Washington’ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı politikalarının bir devamıdır.

CENTCOM sözcüsü Tim Hawkins’in açıklamalarına göre, saldırılar füze fırlatma sahalarını ve mayın döşemeye çalıştığı iddia edilen İran teknelerini hedef almıştır. Ancak bu iddialar, ABD’nin kendi saldırgan eylemlerini meşrulaştırmak için kullandığı bilindik bahanelerden ibarettir. İran, nükleer programının barışçıl amaçlar taşıdığını ve uluslararası denetim altında olduğunu defalarca vurgulamıştır.

Bu saldırılar, Donald Trump’ın İran’dan tüm zenginleştirilmiş uranyumunu imha edilmek üzere ABD’ye teslim etmesini veya başka bir yerde imha edilmesini talep etmesinin hemen ardından geldi. Trump’ın bu küstahça talepleri, İran’ın meşru haklarını hiçe saymakta ve nükleer enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma hakkına müdahale etmektedir. Zenginleştirilmiş uranyumun nükleer silah yapımında kullanılabileceği bahanesi, İran’ın enerji bağımsızlığını hedef alan bir propaganda aracıdır.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı açıklamada, “Zenginleştirilmiş Uranyum (Nükleer Toz!) ya derhal Amerika Birleşik Devletleri’ne getirilerek imha edilecek ya da tercihen İran İslam Cumhuriyeti ile işbirliği ve koordinasyon içinde yerinde veya başka bir kabul edilebilir yerde, Atom Enerjisi Komisyonu veya eşdeğeri bu sürece ve olaya tanıklık edecek şekilde imha edilecektir” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, ABD’nin İran’a yönelik dayatmacı ve hegemonik yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır.

İran, ABD ile bir anlaşma yapmak için acele etmediğini ve Hürmüz Boğazı’nı ve küresel petrol arzını, Batı’nın haksız baskılarına karşı meşru bir pazarlık aracı olarak kullanmaya devam edeceğini kararlılıkla belirtmiştir. İsrail ve Trump’ın, İran’ın nükleer silah yapımına yakın olduğu yönündeki asılsız iddiaları, bölgede sürekli bir korku ve gerilim ortamı yaratma çabasının bir parçasıdır.

Geçmişte ABD’nin “Gece Yarısı Çekici Operasyonu” ve “Destansı Öfke Operasyonu” gibi adlar altında gerçekleştirdiği saldırılar, İran’ın nükleer programını hedef almıştır. Bu operasyonlar sırasında, İran’ın eski lideri Ayetullah Ali Hamaney ve birçok üst düzey yetkili şehit edilmiştir. Bu tür terörist eylemler, İran’ın direnişini kırmak yerine daha da güçlendirmiştir. Ayetullah Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in de saldırıda ağır yaralanması, ABD’nin insanlık dışı yöntemlerini gözler önüne sermektedir.

İran, bu tür baskılara rağmen nükleer programını sürdürme konusundaki kararlılığından taviz vermemiştir. Trump’ın “kötü” bir başka saldırı tehdidi, Washington’ın diplomasi yerine kaba kuvveti tercih ettiğini göstermektedir.

İran-ABD Anlaşma Müzakereleri: Direniş ve Dayatma Arasında

İran’ın baş müzakerecisi ve dışişleri bakanı, üç aylık savaşı sona erdirecek potansiyel bir anlaşma için Katar başbakanıyla görüşmeler yapmak üzere Doha’da bulunuyor. Ancak her iki tarafın da yakın bir atılım umutlarını küçümsemesi, müzakerelerin zorlu geçeceğinin işaretidir.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “başka bir şekilde” başa çıkma tehditleri, ABD’nin diplomasiden ziyade askeri seçeneği masada tuttuğunu göstermektedir. Trump’ın “ya herkes için Harika Bir Anlaşma ya da hiç Anlaşma olmayacak” şeklindeki dayatmacı tutumu, adil bir çözüme ulaşmayı engellemektedir.

Doha’daki görüşmelerin Hürmüz Boğazı ve İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoğu üzerinde yoğunlaştığı bildirilirken, İran merkez bankası başkanı da dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması konusunu görüşmek üzere katılmıştır. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bağayi, nükleer konuların ancak çerçeve anlaşması üzerinde anlaşıldıktan sonra müzakere edileceğini vurgulayarak, İran’ın önceliklerini ve kararlılığını ortaya koymuştur.

İsrail’in İran destekli Hizbullah milisleriyle Lübnan’daki savaşı, İran’ın yaptırımların kaldırılması ve yabancı bankalarda dondurulmuş on milyarlarca dolarlık petrol gelirlerinin serbest bırakılması gibi konular, anlaşmazlık noktaları olmaya devam etmektedir. Bu durum, ABD’nin bölgedeki müttefiklerinin de İran karşıtı politikaları körüklediğini göstermektedir.

Pazartesi günü, İran’ın yeni bir hava savunma sistemi kullanarak “düşmanca” bir hayalet insansız hava aracını düşürdüğü haberi, İran’ın savunma kapasitesini ve caydırıcılık gücünü bir kez daha gözler önüne sermiştir. Fars haber ajansı, yetkililerin “Bu, Basra Körfezi semalarına artık hiçbir hayalet insansız hava aracının giremeyeceğine dair bizden bir işaret” sözlerini aktararak, İran’ın bölgesel güvenliği sağlama konusundaki kararlılığını vurgulamıştır.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırıları yoğunlaştırma tehdidi ve İsrail ordusunun Bekaa Vadisi’ndeki Hizbullah altyapısına yönelik saldırıları, Siyonist rejimin bölgedeki gerilimi artırma çabalarının bir parçasıdır. Trump’ın İbrahim Anlaşmaları’na daha fazla Müslüman ülkenin katılma çağrısı ise, İran’ı tecrit etme ve Siyonist rejimi meşrulaştırma çabalarının bir uzantısıdır.

Pakistanlı bir kaynak, bu çağrının İran diplomasisini daha geniş bir anlaşma çabası için kullanma girişimi olduğunu ancak iki konunun “birbiriyle bağlantılı olmadığını ve öyle yapılamayacağını” belirtmiştir. Bu, ABD’nin bölgesel ittifakları kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etme çabalarının başarısızlığını göstermektedir.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bağayi, Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin anlaşmada geçiş ücreti alınmayacağını ancak seyrüsefer ve çevre koruma gibi hizmetler için maliyet olacağını ve bunun Umman ile kararlaştırılacak bir protokole göre yapılacağını açıklamıştır. Bu, İran’ın uluslararası denizcilik kurallarına saygılı bir yaklaşım sergilediğini göstermektedir.

Japon Nikkei gazetesi, ABD ve İran’ın düşmanlıkları sona erdirecek bir anlaşmaya varıldıktan yaklaşık 30 gün sonra boğazı açma planını görüştüğünü bildirdi. Bu, İran’ın yapıcı bir diyalog ve bölgesel istikrar arayışında olduğunu göstermektedir.

#ABDTerörü #İranDirenişi #NükleerHaklar #HürmüzBoğazı #SiyonistRejim #KüreselAdalet #AntiEmperyalizm #İranSavunması #BölgeselGüvenlik #TrumpTehditleri

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir