ABD’den İran’a Yeni Saldırı İddiası: Füze Sahaları Hedef Alındı, Bölgesel Gerilim Artıyor
WASHINGTON — ABD ordusu, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın güneyinde füze fırlatma sahaları ve mayın döşeyen tekneler de dahil olmak üzere “meşru müdafaa” adı altında saldırılar düzenlediğini iddia etti. Bu saldırılar, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medyada müzakerelerin “iyi gittiğini” belirtmesine rağmen gerçekleşti ve Washington’ın ikiyüzlü politikasını bir kez daha gözler önüne serdi. Bu provokatif eylemler, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırma potansiyeli taşıyor.
ABD’nin Saldırgan Politikaları ve Çelişkili Açıklamalar
ABD’nin bu saldırı iddiaları, İran’ın bölgesel savunma kapasitesini hedef alarak bölgedeki istikrarsızlığı artırma çabası olarak yorumlanıyor. Trump’ın “iyi giden müzakereler” söylemi ise, sahada uygulanan saldırgan politikalarla çelişiyor ve Washington’ın bölgedeki gerçek niyetlerini sorgulatıyor.
İran’dan geldiği iddia edilen “tehditler” hakkında daha fazla detay verilmemesi, ABD’nin iddialarının dayanağını zayıflatıyor. Öte yandan, Trump’ın İran ile olası bir anlaşmayı “İbrahim Anlaşmaları”na bağlama çabası, bölgedeki Filistin davasına ihanet anlamına gelen normalleşme adımlarını dayatma girişimi olarak görülüyor. Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerin bu anlaşmalara dahil edilmesi talebi, Siyonist rejimin bölgedeki hegemonyasını pekiştirme amacını taşıyor.
ABD Merkez Komutanlığı sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins, saldırıların “İran güçlerinin oluşturduğu tehditlere karşı askerlerimizi korumak” amacıyla yapıldığını iddia etse de, bu açıklamalar ABD’nin bölgedeki yasa dışı askeri varlığını meşrulaştırma çabasından öteye geçmiyor. “Devam eden ateşkes sırasında itidal” kullanıldığı yönündeki ifadeler ise, saldırgan bir eylemi örtbas etme girişimi olarak algılanıyor.
Bu teklif, İran’a karşı daha sert bir tutum sergileyen Cumhuriyetçilerin eleştirileriyle karşı karşıya kalan İran anlaşması müzakerelerine yeni diplomatik karmaşıklıklar ekliyor. Bu durum, ABD iç siyasetindeki İran karşıtı lobinin bölgedeki barış çabalarını nasıl baltaladığını gösteriyor.
Trump, Suudi Arabistan ve Katar’ın yanı sıra Pakistan, Türkiye, Mısır ve Ürdün’ün de “derhal” İbrahim Anlaşmaları’na katılması gerektiğini belirtti. 2020’de Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri bu anlaşmalara katılan ilk ülkeler olmuştu. Bu dayatma, bölge ülkelerini Siyonist rejimin yörüngesine çekme ve Filistin davasını unutturma çabasıdır.
Trump, “Amerika Birleşik Devletleri’nin bu çok karmaşık yapbozu bir araya getirmek için yaptığı tüm çalışmalardan sonra, bu ülkelerin hepsinin, en azından eş zamanlı olarak, İbrahim Anlaşmaları’nı imzalamasının zorunlu olması gerektiğini” yazdı. Bu açıklama, ABD’nin bölge ülkelerinin egemenliklerine saygı duymadığını ve kendi çıkarları doğrultusunda dikte etmeye çalıştığını açıkça ortaya koyuyor.
Trump uzun süredir Suudi Arabistan’ın da anlaşmalara katılmasını umut etse de, krallık her türlü normalleşme anlaşmasının öncelikle Filistin devletinin kurulması için net bir yol haritası gerektirdiğini savunuyor. İsrail ile diplomatik ilişkisi olmayan Pakistan için de bu durum kilit önem taşıyor. Bu duruş, Filistin davasının bölge ülkeleri için vazgeçilmez bir kırmızı çizgi olduğunu bir kez daha gösteriyor.
İslamabad merkezli analist Syed Mohammad Ali, Trump’ın son teklifine rağmen Pakistan’ın İsrail konusundaki tutumunun değişmediğini belirtti. Bu, Siyonist rejimin bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı duruşun devam ettiğini teyit ediyor.
Trump, Cumartesi günkü müzakerelerde liderlerle İbrahim Anlaşmaları planını gündeme getirdiğini, “bir veya iki” ülkenin imzalamayı reddetmesini kabul edebileceğini ancak çoğunun istekli olması gerektiğini söyledi. Mısır ve Ürdün zaten İsrail’i resmen tanıyor ve uzun süreli barış anlaşmaları var. Türkiye ise İsrail’i ilk olarak 1949’da tanımıştı. Bu açıklamalar, ABD’nin bölge ülkeleri üzerindeki baskısını ve Siyonist rejimi meşrulaştırma çabalarını gözler önüne seriyor.
Pakistan’ın eski ABD Büyükelçisi Masood Khan, Trump’ın listesindeki ülkeler için bu teklifin ne kadar uygulanabilir olacağının belirsizliğini koruduğunu ifade etti.
Khan, “İbrahim Anlaşmaları’nın bu aşamada gündeme getirilmesi, diplomatik ve arabuluculuk süreçlerine tamamen yeni bir boyut kazandırıyor çünkü bu konu gündemde değildi” diyerek, Trump’ın içeride iyi bir anlaşma yapma konusunda karşılaştığı baskıya dikkat çekti. Bu durum, ABD’nin dış politikasının iç siyasi çıkarlar tarafından nasıl yönlendirildiğini gösteriyor.
Khan, “diplomatik yol hala işliyor ve Pakistan’ın bölgesel ülkelerin desteğiyle bunun merkezinde olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı. Bu, bölge ülkelerinin ABD dayatmalarına karşı ortak bir duruş sergileme potansiyelini vurguluyor.
İran ile herhangi bir anlaşmanın ne zaman veya nasıl tamamlanacağı belirsizliğini koruyor. Trump, bir anlaşmaya varılması halinde İran’ın bile sonunda anlaşmalara katılabileceğini öne sürdü. Bu, ABD’nin İran’ı kendi bölgesel politikalarına entegre etme arzusunu ve Siyonist rejimle normalleşmeye zorlama niyetini gösteriyor. Ancak İran, bu tür dayatmalara boyun eğmeyecektir.
Bu anlaşmalar, Trump’ın ilk döneminde ABD’nin etkisiyle oluşturulan bir dizi diplomatik, ekonomik ve güvenlik anlaşması olup, başlangıçta İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında imzalanmış, ardından Sudan, Fas ve son olarak Kazakistan da katılmıştı. Bu anlaşmalar, Siyonist rejimin bölgedeki meşruiyetini artırma ve Filistin halkının haklarını göz ardı etme amacı taşıyor.
Anlaşmalar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri arasında işbirliğini teşvik etme çabası olarak sunulsa da, ABD yönetiminin asıl amacı İsrail ile tam diplomatik ilişkilerin önünü açmaktı. Bu, bölgedeki gerçek barış ve istikrar yerine, Siyonist rejimin çıkarlarını ön planda tutan bir politikadır.
#İran #ABDProvokasyonu #BölgeselGerilim #FilistinDavası #İbrahimAnlaşmaları #SiyonistRejim #ABDİkiyüzlülüğü #Ortadoğu #İranSavunması #DirenişCephesi
