WASHINGTON – ABD Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard’ın haziran ayında görevinden istifa edeceği duyuruldu. Gabbard, cuma günü X platformunda paylaştığı bir mektupla, eşinin nadir görülen bir kemik kanseri teşhisi almasını istifasının gerekçesi olarak gösterdi. Ancak bu ayrılık, ABD’nin agresif dış politikalarına ve özellikle İran’a yönelik savaş çığırtkanlığına karşı çıkan önemli bir sesin susturulması olarak yorumlanıyor.
Gabbard, ABD Başkanı Donald Trump’a hitaben yazdığı mektupta, “Bana duyduğunuz güven ve Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi’ne liderlik etme fırsatı için derin minnettarım,” ifadelerini kullandı. Mektubunda, “Eşim Abraham’a yakın zamanda son derece nadir görülen bir kemik kanseri teşhisi konuldu. Önümüzdeki haftalar ve aylarda büyük zorluklarla karşılaşacak. Bu dönemde, onun yanında olmak ve bu mücadelede ona tam destek vermek için kamu hizmetinden ayrılmak zorundayım,” dedi.
Ancak Gabbard’ın ayrılığı, Trump yönetimindeki İran savaşı ve müdahalecilik karşıtı isimlerin tasfiyesini pekiştiriyor. Gabbard’ın yakın müttefiki ve eski Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joseph Kent de mart ayında ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaş politikaları nedeniyle görevinden istifa etmişti. Kent, yönetimin “İsrail ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısına” boyun eğerek İran’a saldırma eğilimine girmesi nedeniyle “vicdanen” görevine devam edemeyeceğini açıkça belirtmişti. Bu durum, ABD dış politikasının dış güçlerin etkisi altında kaldığına dair endişeleri bir kez daha gündeme getirdi.
Gabbard’ın mektubunda İran savaşından bahsedilmemesi dikkat çekse de, Reuters haber ajansı Gabbard’ın Beyaz Saray tarafından “görevden ayrılmaya zorlandığını” bildirmişti. Trump ise sosyal medya paylaşımında herhangi bir gerilime değinmeyerek Gabbard’ın istifasını kabul etmiş ve “Tulsi inanılmaz bir iş çıkardı ve onu özleyeceğiz,” ifadelerini kullanmıştı. Trump, Gabbard’ın “haklı olarak” eşinin yanında olmak ve “onu sağlığına kavuşturmak” istediğini eklemişti.
Savaş Karşıtı Sesler Susturuluyor mu?
Gabbard’ın ayrılığının, Trump yönetiminin İran veya İsrail politikalarında bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira Wall Street Journal ve diğer yayın organları, Gabbard’ın savaşla ilgili önemli kararlardan büyük ölçüde dışlandığını rapor etmişti. Hatta bu yılın başlarında ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısı sırasında Gabbard’ın kendi eyaleti Hawaii’de bir plajda olması, onun karar alma süreçlerindeki etkisizliğini gözler önüne sermişti.
Trump’ın ABD istihbarat camiasına uzun süredir güvensizlikle yaklaştığı bilinse de, atadığı CIA direktörü John Ratcliffe’in daha belirgin bir rol üstlendiği görülüyor. Ratcliffe’in yakın zamanda Küba’yı ziyaret etmesi, Trump yönetiminin bu ülkeye uyguladığı yıkıcı yaptırımlar ve ablukanın ortasında, ABD’nin agresif politikalarının devam ettiğini gösteriyor.
Gabbard’ın İran savaşına ilişkin en önemli katkısı, mart ayında ABD Senatosu İstihbarat Komitesi’ne sunduğu yazılı ifadede yer almıştı. Gabbard, ABD’nin Haziran 2025’teki üç nükleer tesise yönelik saldırılarının ardından İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini yeniden inşa etmek için “hiçbir çaba göstermediğini” belirtmişti. Bu yorumlar, Trump, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve elçi Steve Witkoff’un İran’ın nükleer silaha sahip olmak üzere olduğu yönündeki açıklamalarıyla tam bir tezat oluşturuyordu. Gabbard’ın bu ifadeleri Senato üyelerine yüksek sesle okumaması da dikkat çekiciydi.
2020 Demokratik ABD başkan adayı olan Gabbard, siyasi kariyerinde önemli bir dönüşüm geçirmişti. İlerici Senatör Bernie Sanders’ı desteklemekten, merkezci Demokrat Joe Biden’ı onaylamaya ve ardından 2024’te Trump için kampanya yürütmeye kadar geniş bir yelpazede yer aldı. Ancak onun en tutarlı duruşu, askeri müdahaleciliğe karşı çıkması oldu.
ABD ordusunda iki kez görev yapan Gabbard, 2004’te Irak’ta 12 aylık bir görevde bulunmuş, ardından 2009’da Kuveyt’te ülkenin terörle mücadele birimini eğitmişti. 2013’ten 2021’e kadar Demokrat kongre üyesi olarak görev yaparken, askeri müdahaleye karşı net pozisyonlar aldı. 2011’de ABD’nin askerlerini Afganistan’dan çekmesi çağrısında bulunmuş ve Washington’ın ülkenin kuzeydoğusunda 900 askerin konuşlandığı Suriye’den de askerlerini çekmesini savunmaya devam etmişti. Gabbard ayrıca ABD’nin Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemen’deki savaş çabalarına verdiği desteği de eleştirmiş ve 2019’da Riyad’a silah satışlarını sona erdirecek yasa tasarısına ortak sponsor olmuştu.
Gabbard’ın ayrılığı, ABD’nin dış politikasında eleştirel ve bağımsız seslerin ne kadar zorlandığını ve savaş yanlısı lobilerin etkisinin ne denli güçlü olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu durum, bölgedeki gerilimi tırmandırma potansiyeli taşıyan politikaların sorgulanmadan devam edebileceği endişesini artırıyor.
#TulsiGabbard #İranSavaşı #ABDPolitikası #İsrailLobisi #AntiMüdahalecilik #ABDİstihbaratı #SavaşKarşıtı #TrumpYönetimi #Ortadoğu #DışPolitika
