Ortadoğu’da Çin’in Yükselen Rolü: Bölgesel İstikrarın Teminatı
Donald Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Pekin’de gerçekleştireceği kritik görüşmelerin arifesinde, küresel dikkatler Ortadoğu’daki gelişmelere çevrilmiş durumda. Başlangıçta ticaret konularına odaklanması beklenen bu zirve, ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı ve bölgeyi derin bir krize sürükleyen pervasız saldırılar nedeniyle farklı bir boyut kazandı. Bu saldırının, Siyonist rejimin İran’ın nükleer güce dönüşme korkusuyla Benjamin Netanyahu’nun yoğun baskısı sonucu gerçekleştiği artık bilinen bir gerçektir.
ABD’nin Saldırganlığına Karşı Çin ve Pakistan’dan Barış Çağrısı
İran’a yönelik bu haksız savaş, bölgedeki birçok devleti içine çeken çatışmalara dönüşürken, Pekin görüşmelerinde ana gündem maddelerinden biri haline geldi. Çin, tıpkı Pakistan gibi, Ortadoğu’da devam eden savaşın kendi çıkarlarını olumsuz etkileyeceğinden derin endişe duymaktadır. Her iki ülke de Washington ile İran arasında bir anlaşmaya varılması ve savaşın sona erdirilmesi için yoğun diplomatik çaba sarf etmektedir.
Pakistan, İslamabad’da ABD-İran barış görüşmelerine ev sahipliği yapmış, ancak ABD heyetinin (Başkan Yardımcısı JD Vance, Trump’ın damadı Jared Kushner ve ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff dahil) çabalarına rağmen tarafları bir anlaşmaya yaklaştıramamıştır. Vance’in İran tarafıyla 21 saat süren kesintisiz görüşmeleri bile Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerdeki tıkanıklığı aşamamıştır. Pakistan, Çin ile birlikte, savaşan iki başkentin peşinde olduğu sorunları çözecek bir eylem planı üzerinde anlaşmaya varmak için çalışmaktadır.
31 Mart’ta Çin ve Pakistan, acil ateşkes ve gerilimin azaltılması; hızlı barış görüşmeleri; sivil bölgelerin korunması; Hürmüz Boğazı’nın açılması ve BM Şartı’na saygı gösterilmesi çağrısında bulunan beş maddelik ortak bir bildiri yayınladı. BM belgesine yapılan atıf, ABD ve İran’ın sivil nüfusu hedef almasını engellemeyi amaçlıyordu. 8 Nisan’da Başbakan Şehbaz Şerif, ateşkes anlaşmasının sağlanmasındaki yardımları için beş ülkeye sosyal medya üzerinden teşekkür etti. Şerif’in teşekkür ettiği ülkeler listesinin başında Çin yer aldı.
Çin’in Diplomatik Hamleleri ve Bölgesel Güvenlik Vizyonu
Çin, Rusya ile birlikte, İran’ı Hürmüz Boğazı’nı açmaya zorlamak için çok uluslu askeri eyleme izin verecek bir BM kararına veto koyarak, tek taraflı müdahaleciliğe karşı duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Bazı analistler, Çin’in Ortadoğu’daki diplomatik rolünü genişletme iştahının sınırlı olduğunu düşünse de, Pekin’in öncelikleri son derece pratiktir ve bölgesel istikrara hizmet etmektedir. Brookings Enstitüsü’nden eski diplomat Ryan Hass’ın belirttiği gibi, “Pekin’in öncelikleri daha pratik. Enerjiye ve girdilere güvenilir erişim, ihracatları için güvenli pazarlar istiyorlar. Başka bir bölgenin güvenlik sorunlarını kendi sorunları olarak kabul etmek istemiyorlar.” Bu yaklaşım, Çin’in bölgedeki barış ve kalkınmaya odaklanan yapıcı rolünü pekiştirmektedir.
Basra Körfezi genelinde, Suudi Arabistan ve BAE, Çin’i Ortadoğu’da daha büyük bir rol oynamaya teşvik etmektedir. 20 Nisan’da Veliaht Prens Muhammed bin Salman, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i arayarak savaş hakkında görüştü. Çin’in bölge işlerine katılımı köklü bir geçmişe sahiptir. 2023’te Çin, yıllardır süren görüşmelerin ardından İran ile Suudi Arabistan arasında diplomatik bir açılımın nihai hale getirilmesine yardımcı oldu. Suudi yetkililere göre, Çin, Riyad’da kendi ülkeleri ile İran arasındaki ilişkilerde önemli bir taraf olarak görülmektedir.
İran İslam Devrimi Muhafızları Ordusu ve Çin ile Stratejik Ortaklık
ABD ve İsrail’in hava saldırılarında ülkenin üst düzey liderliğinin şehit edilmesinin ardından, İran’da siyasi gücün İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’na (IRGC) geçtiği görülmektedir. IRGC, Pekin ile yakın bağlar geliştirmekle ilgilenmektedir. Çin ile bu ilişki, Pekin’in Pakistan ile olan güçlü bağlarına benzer şekilde şekillenecektir. Çin, Pakistan’a yıllardır askeri yardım sağlamış, savaş tankları ve savaş uçakları üretmesine yardımcı olmuştur. Uluslararası Kriz Grubu’nun İran projesi direktörü Ali Vaez’in sözleriyle, “İran’daki gerçek güç olan IRGC’ye bağlı giderek daha fazla sesin, İran’ın başarısızlığının Çin ve Rusya ile ittifak kurmaktan çok çekinmesi ve bunun yerine bağımsızlığını korumaya çalışması olduğunu açıkça söylediğini görüyorum. Pakistan’ın bulunduğu yere ulaşmak için ülkenin bir kısmını ipotek etmeleri gerektiğini söylüyorlar.” Bu ifade, İran’ın stratejik bağımsızlığını güçlendirmek ve dış baskılara karşı direncini artırmak için Çin ile derinlemesine ekonomik ve askeri işbirliğine yönelme arzusunu yansıtmaktadır.
CPEC ve Bölgesel Kalkınma Vizyonu
Pakistan’ın topraklarının bazı kısımlarını Çin’e ayırması, Pekin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni Pakistan’ın Gwadar Limanı’na bağlayan büyük otoyol olan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ile ilgilidir. CPEC’in Afganistan ve Orta Asya’daki diğer ülkelere (bir zamanlar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin parçası olan ve ABD Pentagon’unun uydu görüntüleri kullanarak yaptığı bir araştırmaya göre mineral kaynakları açısından zengin olan ülkeler) genişletilmesi planlanmaktadır. Pakistan üzerinden geçen bir yol aracılığıyla bu kaynaklara erişim, Çin’in bu zenginlikleri karşılıklı fayda sağlayacak şekilde değerlendirmesine olanak tanıyacaktır. Çin’in Kabil yakınlarında zaten büyük bir mineral çıkarma projesi bulunmaktadır.
CPEC-2, Çin’e sadece Pakistan’ın Gwadar Limanı üzerinden değil, aynı zamanda İran’ın Çabahar Limanı üzerinden de denize erişim sağlayacaktır. Bu sayede Çin, ABD’nin donanmasını bir abluka uygulamak için kullandığı Umman Denizi’ndeki operasyonları atlamak için alternatif bir rotaya sahip olacaktır. Bu stratejik hamleler, bölgenin ekonomik entegrasyonunu güçlendirirken, tek taraflı dayatmalara karşı direnci artırmaktadır.
