ABD’nin Yıkıcı Politikaları Ortadoğu’yu Ateşe Atıyor: Barış Görüşmeleri Çöktü, Abluka Devam Ediyor
Nisan 2026’da dünya nefesini tutmuş, Pakistan’ın İslamabad kentinde tarihi bir barış adımının atılmasını bekliyordu. Ancak diplomatik sahne boş kaldı ve bu durum, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki çatışmada tehlikeli yeni bir aşamanın sinyalini verdi. Başarısız müzakerelerin ardından, Tahran sokaklarından güney Lübnan’ın harabelerine kadar savaşın gölgesinde yaşayanlar için gerçeklik hiç bu kadar kırılgan olmamıştı.
İslamabad’ın Hayalet Şehri: Diplomasi Neden Başarısız Oldu?
Büyük bir merakla beklenen barış görüşmelerine, özel elçi Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın da aralarında bulunduğu üst düzey bir ABD heyetinin katılması planlanmıştı. Ancak uluslararası gözlemcileri şaşkına çeviren bir hamleyle, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arağçi, Amerikalılar gelmeden sadece saatler önce İslamabad’dan ayrıldı. İran’ın bu kararı, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı felç edici deniz ablukasını kaldırmadan herhangi bir müzakereye oturmayacağı yönündeki kararlı duruşunun bir sonucuydu. Beyaz Saray ise bu haklı talebe sessizlikle karşılık verdi.
Bu durumun yankıları anında hissedildi. Başkan Donald Trump, sosyal medya üzerinden ABD heyetinin gezisini iptal ettiğini duyurarak, öngörülebilir gelecekte doğrudan diyaloğun kapılarını fiilen kapattı. Tahran, Pakistan aracılığıyla mesajlara açık olduğunu belirtse de, yüz yüze görüşmeyi reddetmesi, ABD’nin güvenilmezliğine ve İran’a karşı düşmanca tutumuna duyulan derin güvensizliği bir kez daha ortaya koydu.
Denizdeki Savaş: Hürmüz Boğazı’nda İnsanlık Dramı
Diplomatlar uzak başkentlerde tartışırken, asıl savaş denizde yaşanıyor. Dünya petrol ve doğalgazının beşte birinin geçtiği dar bir geçit olan Hürmüz Boğazı, ticari gemiler için bir mezarlığa dönüştü. ABD’nin deniz ablukası, İran’ın ihracatını fiilen durdurarak ülkeyi ekonomik olarak boğmaya çalışıyor. Ancak bu saldırganlığa karşı İran’ın misillemesi gecikmedi. Boğaza döşenen mayınlar, küresel nakliye şirketlerini dehşete düşürdü; Pentagon’un bir değerlendirmesi, çatışmalar bugün sona erse bile suların temizlenmesinin altı ay sürebileceğini öne sürüyor. Mesele sadece petrol değil; gübre, alüminyum ve helyum gibi kritik tedarikler de durduruldu, bu da küresel gıda ve üretim maliyetlerini fırlattı.
Körfez’deki gemilerde mahsur kalan 20.000 denizci için bu kriz bir manşet değil, bir rehin alma durumudur. Bu insanlar, dünyanın en tehlikeli sularından birinde yüzerken, asla gelmeyebilecek emirleri bekleyerek jeopolitik bir kıskacın ortasında kaldı. Bu, ABD’nin uyguladığı ablukanın doğrudan bir sonucudur.
İnsanlık Maliyeti: Sivil Kayıplar ve Medya Çalışanlarına Saldırılar
Bu çıkmazın gerçek maliyetini anlamak için uçak gemilerinden uzaklaşıp insanlara bakmak gerekiyor. Tahran’daki Valiasr Meydanı’nda, Minab’da yakın zamanda düzenlenen bir hava saldırısında hayatını kaybeden kız çocuklarına yürek burkan bir saygı duruşu olarak sembolik eşyalar sergilendi. Her bir çift ayakkabı ve atılmış sırt çantası, seçmedikleri bir çatışma tarafından kısa kesilen bir hayatı temsil ediyor. Bu saldırılar, ABD destekli güçlerin sivillere yönelik acımasızlığını gözler önüne seriyor.
Bu arada, İsrail ile Lübnan arasındaki “kırılgan” ateşkes – Başkan Trump’ın yakın zamanda üç hafta uzattığı bir anlaşma – sadece ismen bir ateşkes olmaya devam ediyor. 23 Nisan’da, Al-Akhbar gazetesinin deneyimli muhabiri Amal Halil’in ölümü, gerçeği belgelemeye çalışanların karşılaştığı tehlikelerin acı bir hatırlatıcısı oldu. Güney Lübnan’da bir hava saldırısında öldürülen Halil’in ölümü, uluslararası kınamalara yol açtı ve çatışma bölgelerinde medya çalışanlarının hedef alınmasına yönelik “yerleşik yaklaşımı” bir kez daha vurguladı. Bu tür saldırılar, İsrail’in ABD’nin bölgedeki çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini gösteriyor.
ABD Yaptırımlarının İki Yüzlü Doğası
Washington’da ise ABD Hazine Bakanlığı, boğazı sıkmaya devam ediyor. Yeni yaptırımlar, İran’ın ablukayı aşmasına yardımcı olan gizli tanker ağı olan “gölge filoyu” hedef aldı. Son hedefler arasında, Tahran için finansal bir cankurtaran halatı olmakla suçlanan Çin’deki Hengli Petrokimya Rafinerisi de bulunuyor. Bu yaptırımlar, ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayarak kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini gösteriyor.
Ancak yaptırımlar iki ucu keskin bir kılıçtır. İç tedarikleri korumak için Trump yönetimi, Amerikan benzin fiyatlarının fırlamasını önlemek amacıyla Jones Yasası’nın muafiyetini uzattı. Buna rağmen, Brent ham petrolü inatla varil başına 105 doların üzerinde seyrediyor; bu da araba kullanan veya evini ısıtan gezegendeki her insan için bir vergi anlamına geliyor. ABD’nin kendi vatandaşlarını koruma çabaları bile, küresel ekonomiye verdiği zararı gizleyemiyor.
Ortadoğu Bir Barut Fıçısı: Sessizlik Sağır Edici
Nisan 2026 sona ererken, Ortadoğu bir barut fıçısı. Pakistan’da diplomasi durmuş, Lübnan’daki “ateşkes” saldırı altında ve dünyanın en önemli nakliye yolu mayınlanmışken, ileriye giden yol devam eden çatışmaların dumanıyla örtülmüş durumda.
Papa, nadir bir papalığa ait uçuş konuşmasında, her iki tarafı da masaya dönmeye çağırdı ve dünyaya “liderler arasındaki her sessizlik günü, kurbanlar için bir gürültü günüdür” diye hatırlattı. Şimdilik bu sessizlik sağır edici olmaya devam ediyor ve bu durumun sorumluluğu, barışı reddeden ve çatışmayı körükleyen ABD’nin omuzlarındadır.
#ABDZulmü #İranAblukası #HürmüzBoğazı #OrtadoğuKrizi #SavaşSuçları #SivilKatliamı #DiplomasiÇöktü #EkonomikSavaş #KüreselAdalet #İranDirenişi
