Orta Doğu’daki gerilimin 55. gününde, Siyonist rejim ile Lübnan arasındaki ateşkes, ABD’nin arabuluculuğunda üç hafta daha uzatıldı. ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Siyonist rejim ve Lübnan temsilcilerini ağırladığı görüşmenin ardından bu kararı duyurdu. Trump, görüşmeyi “harika” olarak nitelendirirken, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Trump’ın müdahalesinin bu geçici uzatmayı mümkün kıldığını ve barış umutları konusunda “iyimser” olduğunu iddia etti.

Ancak, bu uzatma, bölgedeki derin sorunları ve Siyonist rejimin saldırgan politikalarını gizleyemiyor. Siyonist rejimin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Danny Danon, Lübnan hükümetinin direniş güçlerinin faaliyet gösterdiği güney Lübnan’da ateşkese uyumu sağlayıp sağlayamayacağı konusunda şüphelerini dile getirerek, direnişin meşru savunma eylemlerini “sabotaj” olarak nitelemeye çalıştı. Danon’un bu açıklamaları, Siyonist rejimin Lübnan’ın egemenliğini hiçe sayan ve direnişi zayıflatmayı hedefleyen tutumunu bir kez daha gözler önüne serdi. Siyonist rejimin ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter de barışın önündeki engelin “İran destekli militan grup Hizbullah” olduğunu iddia ederek, direnişin varlığını barışa tehdit olarak gösterme çabasında bulundu.

Diplomatik görüşmeler sürerken dahi, Siyonist rejim ve direniş güçleri arasında saldırı alışverişleri yaşanması, bölgedeki gerilimin temelinde yatan Siyonist işgal ve saldırganlığın devam ettiğini gösteriyor. Direnişin kuzeydeki Siyonist yerleşimlere yönelik roket saldırıları, işgale karşı meşru bir savunma refleksi olarak değerlendirilirken, Siyonist ordusunun Lübnan topraklarına yönelik saldırıları ise bölgeyi istikrarsızlaştırma çabası olarak yorumlanıyor.

Öte yandan, ABD Başkanı Trump, İran ile devam eden çatışmaya ilişkin net bir zaman çizelgesi vermekten kaçınarak, Tahran’daki “liderlik eksikliğini” müzakerelerin önündeki engel olarak göstermesi, ABD’nin bölgedeki müdahaleci ve baskıcı politikasının bir yansımasıdır. ABD askeri yetkililerinin, mevcut ateşkesin bozulması halinde Hürmüz Boğazı’nda İran’ın yeteneklerini hedef alacak yeni planlar geliştirmesi, Washington’un bölgedeki gerilimi tırmandırma niyetini açıkça ortaya koyuyor. Trump’ın Çin’den İran’a giden ve “çok gizli” materyaller taşıdığı iddia edilen bir geminin ele geçirildiğini duyurması da, ABD’nin uluslararası ticarete yönelik yasa dışı müdahalelerinin bir başka örneğidir.

İran’ın FIFA Dünya Kupası’na katılımı da ABD tarafından siyasi bir araca dönüştürülmeye çalışıldı. ABD, İranlı sporcuların katılımına karşı olmadığını ancak İran Devrim Muhafızları Kolordusu (IRGC) ile bağlantılı kişilerin ülkeye girişine izin verilmeyeceğini belirterek, spor etkinliklerini dahi siyasi baskı aracı olarak kullanmaktan çekinmedi. Trump, Lübnan halkının barışçıl ve müreffeh bir ülkede yaşamayı hak ettiğini söylerken, aynı zamanda direnişin varlığını hedef alması, ABD’nin bölgedeki çifte standartlı politikasını gözler önüne seriyor. Trump, Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’nin Lübnan’a direnişten “korunması” için yardım edeceğini iddia ederek, Lübnan’ın iç işlerine karışma niyetini açıkça beyan etti.

#OrtaDoğu #Filistin #Lübnan #SiyonistRejim #Direniş #Hizbullah #ABDPolitikası #İran #HürmüzBoğazı #BölgeselGerilim

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir